Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Resim Galerisi Kuran-ı Kerim Hadis-i Şerif Nasheed (Ezgiler) Davetci Hatipler Ebu Hanzala Ebu Muhammed Murat Gezenler Ahmed Kalkan Videolar Davet Videoları Siyer ve İslam Tarihi

Arkadaşlarına dikkat et
Bu Ramazanımız farklı olsun
Ey Ramazana erişen
Her geceyi kadir bil!
Orucu kasten terk edenlere
Orucun faydaları
Orucun şartları
Ramazan 'arınma' ayıdır
Ramazan 'cömertlik' ayıdır
Ramazan 'kuran' ayıdır
Ramazan 'sabır' ayıdır
Ramazan 'takva' ayıdır
Ramazanda neler yapabiliriz
Ramazanın fazileti
Selefin orucundan bir demet
İftar ve sahur notları
Buluşma yerimiz cennettir!
Dr. Ebu Şadî
Günahların kötü neticeleri
Dr. Ebu Şâdi
İzzet Allah yanındadır.
Kim izzet ve güç kazanmak istiyorsa Allah'la olan irtibatını arttırsın
Taliban gerçeği
Taliban Gerçekleri
Sıcak konular ve zor sorular
Faziletli Şeyh / Halid bin Abdurrahman el Huseynan - Sıcak Konular ve Zor Sorular

Ana Sayfa



Tevhid Dersleri I Kitabut-tevhid I Tefsir I Hadis I Faydalı bilgiler

iktibas01

İMAN VE İTAAT

1- İtaat İçin İlim ve İnancın Lüzumu


İslam, Allahu Teala’ya itaat demektir. Aklı selime göre, hayata ait muayyen temel meseleler bilinmeden ve bunlara tam manasıyla iman edilmeden Allahu Teala’ya itaatın sağlanması mümkün değildir. Bu meseleler nelerdir? Ve insanın Allah yoluna uygun olarak hayatını düzenlemesi için başlıca ne gibi esaslı bilgilere ihtiyacı vardır? fiimdi bu husustan bahsedeceğiz.

Her şeyden evvel, Allahu Teala’nın varlığına sarsılmaz imanla bağlı olmak gerekir. Çünkü; bir kimse Allahu Teala’nın mevcudiyetine sağlam, katıksız, imanda bulunmadan O’na nasıl itaat edebilir?

Sonra Allahu Teala’nın ne gibi sıfatları bulunduğunun bilinmesi gereklidir. İnsanı, en asil insani hususiyetleri benimsemeye ve hayatını faziletli ve İslami tarzda düzenlemeye bu ilahi sıfatlar iktidarlı kılar. Eğer bir kimse kainatın yaratıcısı, hakimi ve muhafızı olan Allahu Teala’nın birliğine vakıf değilse ve hiçbir şeyin ve hatta ilahi kuvvet ve iktidar sıfatlarının bile O’na şirk koşulamıyacağını bilmiyorsa; o vakit o kimse sahte tanrıların pençesine düşebilir ve himayelerini niyaz için bu sahte tanrılara tabi olur. Fakat tevhide -Allah’ın birliği- dair ilahi sıfata vakıf olursa böyle bir hataya düşmesine en ufak ihtimal mevcut kalmaz. Keza, bir kimse Allahu Teala’nın (ilmiyle) her yerde hazır ve herşeyi bilmekte olduğunu, umumi ve hususi hayatımızda yaptığımız herşeyi; hatta dilimizle söylemeyip aklımızdan geçirdiklerimizi bile görmekte, işitmekte nasıl olur da Allah’a karşı göz yumup itaatsizlikte bulunabilir? O, kendisini daima teftiş ve kontrol altında hissedecek ve bu sebepten en uygun şekilde davranacaktır. Fakat ilahi sıfatlardan habersiz olan kimse, cehaleti dolayısıyla Allah’a karşı, itaatsizliğe sapabilir. Diğer bütün ilahi sıfatlar ile de aynı hal varittir. Hakikat şudur ki: İslam’a uygun yolu takip arzusunda bulunan kimse için, lüzumlu sıfat ve ehliyet ancak ilahi sıfatlara derin bilgi sayesinde elde edilebilir. O ilahi sıfatlar ki, insanın zihin, ruh, itikad, ahlak ve fiillerini temizler. Bu sıfatlardan yalnızca üstten şekilde bilgi sahibi bulunmak ve sadece akademik bilgi sahibi olmak öndeki vazife için kafi gelmez. Sinsi şüphelerden ve delaletten masun kalmak üzere, insanın kalp ve zihninde kök salmış derin bir imanın mevcudiyeti şarttır.

Buna ilaveten; Allah’ın rızasını aramak üzere takip edilecek hayat tarzına ait teferruatın da bilinmesi lüzumludur. Bir kimse Allahu Teala’nın istediklerini ve istemediklerini bilemeden iyi yolu nasıl seçip benimseyebilir. Bir kimse Allah’ın kanununu bilmezse, onu nasıl takip edebilir? Böylece Allah’ın kanunu ve emir buyrulan hayat prensiplerini bilmek de bu bakımdan son derece mühimdir.

Fakat sadece bilgi de kafi değildir. Onun, Allah’ın kanunu olduğuna ve kurtuluşun ancak bu prensiplere bağlı bulunduğuna insanın tam bir itikad ve itimadı bulunmalıdır. Çünkü, itikadtan mahrum bilgi insanı doğru yola sevkedemiyecek ve belki de o şahıs, itaatsizliğin çıkmaz sokağında kaybolup gidecektir.

Keza, bir kimse iman ve itaatla birlikte, imansızlık ve itaatsizliğin de neticesini bilmelidir. Eğer Allah’ın yolunu seçer ve temiz, faziletli ve itaatli bir hayat yaşarsa ne gibi nimetlere kavuşacağını bilmelidir.

İtaatsizlik ve isyan yolunu benimseyip takip ederse o vakit onu hangi feci ve ızdıraplı bir geleceğin beklediğini de keza bilmelidir. Böyle bir bilgi ölümden sonraki hayat için çok ehemmiyetlidir. Ölümün hayatın sonu olmadığını; yeniden dirilip Allahu Teala’nın mahkeme-i kübrasına getirileceğini; mahşer gününde mutlak adaletin tecelli edeceğini; iyiliğin mükafat, kötülüğün de ceza göreceği hakikatına insanın tereddütsüz inanıp itikad etmesi lazımdır. Herkes yaptığının karşılığını görecektir ve bu hal kaçınılmaz bir gerçektir. Bu böyle olacaktır. Allah’ın kanununa tam manasıyla itaat için mesuliyet hissi her yönü ile ehemmiyetli mahiyettedir.

Öbür dünya hakkında bilgiye sahip olmayan kimse itaat ve itaatsizliği ehemmiyetsiz farzedebilir. İtaat eden ile itaat etmeyenin aynı akıbetle karşılaşacağını düşünebilir. Çünkü her ikisi de öldükten sonra toz haline gelecektir. Bu tarz bir düşünceye sahip kimseden, fiilen itaat etmenin bölünmez parçası olan her türlü zahmet ve güçlüğe katlanması ve istikbalinin kendisine bu dünyada görünüş bakımından maddi ve moral eksiklik getirmeyecek olan günahlardan kaçınması nasıl beklenebilir? Bu zihniyetteki bir adam Allah’ın kanununu tasdik edemez ve tasdik edilmeyen kanunlara da itaat edilemez. Ahiret hayatına ve ilahi divana kuvvetle iman etmeyen kimse hayatta günah, cinayet ve kötülüğü üzerine çeken bu girdabın içinde sıkı ve sağlam tutunamaz. Çünkü şüphe ve tereddüt insanı faaliyet arzusundan mahrum eder. Ancak imanınız sağlam ise davranışlarınızda da sağlam kalabilirsiniz. Eğer tereddüte kapılırsanız sağlam ve sıkı kalamazsınız. Ancak takip etmekle hasıl edeceğiniz faydaları ve ona uymaktan katlanacağınız zarar ve ziyanları tam manasıyla anlamadan bir yolu can ve gönülden takip edemezsiniz. Böylece hayatı, Allah’a itaata sevk için iman ve imansızlık ile, ölümden sonraki hayatın geleceği hakkında derin bilgiye son derece ihtiyaç vardır.

İtaat yani İslam hayatı yaşamak isteyen biri için bunlar bilinmesi şart olan hususlardır.



2- İmanın Tarifi


Evvelce tarif etmiş olduğumuz “İman” kelimesi “Bilgi” ve “İnanç” demektir. Aslında arapça olan bu kelime “bilmeyi, inanmayı ve bila şek ve şüphe kanaat sahibi olmayı” ifade eder. “İman”, böylece bilgi ve kanaattan doğan kuvvetli inançtır ve Allah’ın birliğine; ilahi sıfatlara; Allah Teala’nın kanun ve tebliğlerine; ilahi mükafat ve ceza formülünü bilen ve bunlara itimad eden kimseye mü’min denir. İstisnasız şekilde bu iman insanı, Alah’ın rızasına uyan ve itaat eden bir hayata sevkeder. Böyle itaatkar bir hayat süren kimseye müslüman denir.

Bu hal; imanı olmayan kimsenin hakiki müslüman olmayacağı gerçeğini açıkça ispatlamış bulunmaktadır. Lüzumlu olan esas ruh bundadır; başlangıç budur ve bu olmadan temel kurulamaz. İslam’ın iman ile münasebeti, ağacın tohuma olan nisbeti gibidir. Tohumsuz ağaç nasıl fışkıramazsa; mayasında iman olmayan kimsenin müslüman olmasına imkan yoktur. Diğer taraftan; ekilen tohumun çeşitli sebeplerle yetişememesi, yahutta zarara uğrayıp geç yetişmesi gibi hallerin aynı olarak bir insanın da imana sahip olabilmesine rağmen bir çok zayıf tarafları, dolayısıyla hakiki ve sadık bir müslüman olamama ihtimali imkan dahilindedir. “İmanın”, böylece temel noktası olarak bulunduğunu ve insanı Allahu Teala’ya itaata sevkettiğini ve insanın imana sahip olmadan müslüman olamayacağını görmüş bulunuyoruz. Buna mukabil, bir kimsenin iman sahibi olmasına rağmen; irade zafiyeti, fena yetişmiş olması, yahutta fena arkadaşa sahip bulunması dolayısıyla hakiki müslüman hayatı yaşamaması ihtimali mümkündür. Aslında İslam ve iman bakımından bütün insanlar dört grup üzere sınıflandırılır:

1- Kuvvetli iman sahibi olanlar: Öyle bir iman ki, onları tam olarak ve bütün kalpleriyle Allahu Teala’ya tabi kılar. Onlar Allah’ın yolunu takip ederler; her istediğini yapmak ve her istemediğinden kaçınmak suretiyle Allahu Teala’nın rızasını elde etmek üzere kalpleriyle, ruhlarıyla bağlanırlar. Bu bağlılıkta para ve şöhret peşinde koşanlardan bile daha üstün bir şevke sahiptirler. Bu gibi insanlar hakiki müslümandırlar.

2- Allahu Teala’ya ve O’nun kanunlarına ve mahşer gününe iman ve itikad etmekle beraber, imanları onları Allahu Teala’ya tam manasıyla itaate sevk kudretinde olmayanlar: Onlar ihmal ve kabahatleri dalayısıyla cezaya layık ve hakiki müslüman rütbesine layık olmamakla beraber gene de müslümandırlar. İhmalkar ve günahkardırlar; fakat asi değildirler. Allahu Teala’nın hükümranlığını ve kanunlarını kabul ederler. Her ne kadar o kanunlara aykırı harekettebulunurlarsa da, O’nun hükümranlığına karşı isyan etmemişlerdir. O varlığın azametini ve kendilerinin ise günahkar bulunduklarını itiraf ederler. Böylece günahkardırlar ve cezaya müstehak bulunmalarına rağmen müslüman olarak kalırlar.

3- Hiçbir suretle imana sahip bulunmayanlar: Bu kimseler Allahu Teala’nın hükümranlığını reddederler ve asidirler. Ahlakları kötü olmasa bile ve hatta fesat ve kötülüğü etrafa yaymamış olsalar da asi durumunda kalırlar ve görünüşteki iyi amelleri az kıymet taşır. Bu gibi insanlar sabıkalı kimseler gibidirler. Sabıkalı bir kimsenin herhangi bir hareketi kanuna uygundur diye, memleketin kanunlarına bağlı ve sadık vatandaş sayılamıyacağı gibi; aynen Allahu Teala’ya karşı isyan edenlerin de gözümüzdeki iyiliği, esas kötülüklerinin, yani isyan ve itaatsizliklerinin ağırlığını telafi edemez.

4- Gerek iman ve gerekse de iyi niyete sahip bulunmayanlar: Onlar dünyada huzursuzluğu yayayarlar ve her türlü zulüm ve kötülüğü işlerler. Onlar en kötü insanlardır; çünkü asi olmakla beraber günahkar ve mücrimdirler.

İnsanlara ait yukardaki tasnif açıkça göstermektedir ki, insanın hakiki kurtuluşu imana bağlıdır. İtaat hayatı “İslam”, hayatiyetini iman tohumundan alır. Bir insanın bu müslümanlığı, kusurlu veya kusursuz olabilir. Fakat imansız müslümanlık olamaz. İmansız yerde müslümanlık bulunmaz. İman bulunmayan yerde İslamiyet olamaz. İslam olmayan yerde küfür vardır. fiekil ve mahiyeti değişik olabilir. Fakat şekil ve mahiyeti ne olursa olsun o küfürdür ve küfürden başka şey değildir. Bu hal imanın; ve imanın karşılığı olarak da Allah Teala’ya tam ve hakiki itaatla yaşamanın, ehemmiyetini bozar.

3- İlim Nasıl Elde Edilir?


fiimdi ortaya bir sual çıkmaktadır. Allahu Teala ile sıfatları, kanunu ve mahşer günü hakkında nasıl bilgi edinilebilir?

Allahu Teala’nın birliğine; kainatın tek yaratıcısı ve sevk, idare ve kontrol edeni bulunduğuna dair delil olarak nefsimizde ve çevremizdeki sayısız ilahi belirtilerden evvelce bahis etmiştik. Bu deliller Allahu Teala’nın sıfatlarını aksettirmektedir. Yani idraki; herşeyi bilmesi, her şeye kadir olması, merhameti, her şeyi yaşatanın o olması, kısacası ilahi sıfatlar, Allahu Teala’nın her eserinde izlenebilir. Fakat insan zeka ve takatı, bilgiye ulaşmak üzere, onları anlamakta ve teşhiste de hataya düşmektedir. Bütün burlar tabiatta aşikar olarak gözlerimizin önünde apaçık bulunmaktadır. Fakat burada insan hataya düşmektedir. Bazı kimseler iki tanrı bulunduğunu ilan etmişlerdir; bazıları teslis itikadını kabullenmişler ve diğer bir kısım insanlar da politeizme mağlup olmaktadırlar. Bazıları tabiata tapmağa başladılar; diğerleri uluhiyeti çeşitli ilahlara böldüler: Yağmur, hava, ateş, hayat, ölüm tanrıları vs. gibi... Bu gibilerde de maamafih ilahi belirtilerin ortada bulunmasına rağmen; mantığı çeşitli hususlarda tereddüte kapılmış ve hakikatı olduğu gibi göremez olmuştur. Neticesi fikir bulanıklığından başka şey olmayan devamlı aldanmalara tesadüf edilmiştir. Beşeri idrakteki bu hatalar üzerinde biraz duracağız.

Keza, insanlar ölümden sonraki hayat bakımından da bir çok hatalı görüşler ileri sürmüşlerdir. Mesala: Ölümden sonra insanın toz haline geleceği ve tekrar hayata kavuşmayacağı; yahutta insanın ancak bu dünyada daimi olarak gelişmeye tabi olacağı; mükafat ve cezanın hayat devresine münhasır kalacağı gibi.

Hayat formülü ile alakalı meseleye gelince; daha da büyük bir zorluk meydana çıkar. Allahu Teala’nın arzusuna uygun, eksiksiz ve dengeli bir hayat formülünün sadece beşeri mantığın yardımı ile hazırlanması son derece güç iştir. Bir kimse en yüksek zeka ve mantık kabiliyetiyle donanmış olsa ve eşsiz idrak ve uzun hayat tecrübesine sahip bulunsa bile; gene de hayat ve var olma üzerinde hakkaniyete uygun görüşler meydana koyma şansına pek sahip olamaz. Hayat tecrübesi sayesinde bu gibi görüşleri ayakta tutmaya muvaffak olsa bile, gene de hakikatı keşif ve doğru yolu takip edip etmediği hususunda itimattan mahrum kalmış olacaktır.

Gerçi, bu dünya hayatında doğru yolun bulunması için insana, hiç bir dış tesire maruz kalmadan, sırf kendi imkanlarıyla akıl ve mantığını tam ve en iyi şekilde kullanma işi verilseydi, o vakit kendi görüş ve mücadelesi sayesinde hak ve hakikata erişenler muvaffak ve kurtulmuş; erişemiyenler ise muvaffakiyetsizliğe uğramış olacaklardı. Fakat Allahu Teala kullarını böyle güç bir işten esirgedi. Lütuf ve inayeti icabı, onlar için aralarından yükseltilmiş olduğu kimselere hakiki bilgiyi, ilahi sıfatları bildirdi; ilah kanunları ve şeriat üzere hayat sürme formülünü onlara açıkladı: Hayatın mana ve sebebi ile ölümden sonraki hayat hakkındaki bilgiyi onlara verdi; ve böylece insan için muvaffakiyet ve ebedi saadet yolunu onlara göstermiş oldu. Bu seçkin insanlar Allahu Teala’nın Rasulleri yani Peygamberlerdir. Allahu Teala ilim ve irfanı onlara vahiy suretiyle tebliğ buyurdu. İlahi tebliğleri ihtiva eden kitaba Kitabullah veyahut ta Kelamullah denir. Peygamberin masum ve mübarek hayatını etraflıca teşhis ve onun mükemmel ve kusursuz telkinlerini dikkatle tetkik eden kimsenin, peygamberi tanıyıp tanımaması, o şahsın zeka ve idrake sahip olup olmadığını ortaya koyar. Tam idrak ve aklı selime esaslı şekilde sahip kimse, hakikatı tasdik ve Hakkın Rasulü tarafından verilen talimatı kabul edecektir. Eğer Allahu Teala’nın Rasulünü ve telkinlerini reddederse, bu tekzibi onun hak ve hakikat yolunu bulacak ehliyette olmadığını ortaya koyar. Bu tekzib hasebiyle ehliyet imtihanında başarılı olmayacaktır. Böyle bir insan, Allahu Teala ile ilahi kanunlar ve ölümden sonraki hayat hakkında hakikatı keşfetmeye asla muktedir olamayacaktır.



4- Gayba İman


Bir şeyi bilmiyorsanız; bileni arayıp sözlerine itimat göstermeniz ve o kimseye tabi olmanız günlük olağan işlerdendir. Hastalanırsanız ve kendi kendinizi tedavi ve iyi edemezseniz, o vakit doktor arar ve o doktorun nasihatını sorgusuz sualsiz kabul ve takip edersiniz. Niçin? Çünkü o tıbbi tavsiyede bulunmaya tam ehliyetli olup tecrübe sahibidir; bir çok hastaları tedavi ve iyi etmiştir. Bu sebepten onun tavsiyesine bağlanır; her dediğini yapar ve menettiği şeylerden kaçınırsınız. Keza, hukuki meselelerde avukatınızın dediklerine itaat eder ve ona göre harekette bulunursunuz. Tahsil meselesinde öğretmenizin dediklerine inanır ve onun derslerini doğru olarak kabullenirsiniz. Bir yere giderken yolu bilemezseniz; bilene sorar ve o kimsenin götereceği yolu takip edersiniz. Kısacası bilemediiniz veya bilemiyeceğiniz meselelerde, bilen birine yanaşmanız ve onun tavsiyelerini kabullenip ona göre hareket etmeniz hayatınız boyunca benimseyeceğiniz makul yoldur. O iş ve meselede kendi bilginiz kafi gelmezse, bileni dikkatlice arar ve böylece onun sözlerini ses çıkartmadan kabullenirsiniz. Tam adamını bulmak için her zahmete katlanır; fakat bulduktan sonra, sorgusuz sualsiz onun tavsiyelerini kabul edersiniz. Bu şekildeki itimada “Gayba İman” denir. Çünkü burada siz, bilmediğiniz meselelerde, bilen bir kimseye güvenmiş bulunuyorsunuz. Bu tam olarak “Gayba İman” yani “İman bil Gayb”dir.

Böylece “İman bil Gayb”, vakıf olmadığınız bilgiyi bilenden elde etmeniz manasına gelir. Allahu Teala’yı ve onun hakiki sıfatlarını bilmemektesiniz. O’nun emirlerine uyarak idare eden ve her tarafınızı çevreleyen melekleri bilmemektesiniz. Halikinizin rızasını elde etmek üzere takip edilecek hayat tarzına dair tam bilgiye sahip bulunmamaktasınız ve ahiret hakkında tam bir delalet içindesiniz. Bütün bu bilgiler size Cenab-ı Hak ile doğrudan doğruya teması olan ve kendilerine hakiki bilgi ihsan edilmiş bulunan peygamberler tarafından verilmiş bulunmaktadır. O peygamberler ki, hayatlarındaki samimiyet, doğruluk, sadakat, Allah korkusu ve mutlak namuskarlık; bilgi iddialarının doğruluğuna reddi gayri kabul açık delil olarak ortada bulunmaktadır. Bunların hepsinin üzerinde olarak da tebliğlerindeki mutlak ilim ve kudret, hakikatı söylediklerini ve tebliğlerine itimat ve iddia lüzumunu size kabul ettirecektir. Bütün bu itikadınız “İman bil Gayb”dir. Bu şekilde hakikatı idrak ve hakikatı tasdik davranışı -yani İman bil Gayb- Allahu Teala’ya itaat ve onun rızasına göre hareket için esastır; çünkü hakiki bilgiyi elde etmek üzere Allah’ın Rasulünden başka vasıtaya sahip bulunmamaktasınız. Tam ve hakiki bilgiye sahip olmadan da İslami yolda doğruca ilerleyemezsiniz.



Mevdudi: İslam'ın temelleri







İslamda aile hukuku, eşler arası anlaşmazlıklara çözüm önerileri
İslam'da aile hayatı
Teyemmüm, hayız ve nifas la ilgili fıkhi hükümler.
Hayız ve Nifas
Hanım Sahabeler
Hanım Sahabeler
Hayatus Sahabe
Hayatus Sahabe
Öğüt alan var mı?
Öğüt alan var mı?
Peygamberimizin Mucizeleri
(s.a.v.)'in Mucizeleri
Peygamberimizin Mucizeleri
Esma'ul Hüsna
Kabe'den Canlı Yayın
Kabe'den Canlı
Canlı Radyo Dinle
Online Radyo Dinle
Kendimi Tanıyorum
Kendimi Tanıyorum
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=