Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Resim Galerisi Kuran-ı Kerim Hadis-i Şerif Nasheed (Ezgiler) Davetci Hatipler Ebu Hanzala Ebu Muhammed Murat Gezenler Ahmed Kalkan Videolar Davet Videoları Siyer ve İslam Tarihi

Arkadaşlarına dikkat et
Bu Ramazanımız farklı olsun
Ey Ramazana erişen
Her geceyi kadir bil!
Orucu kasten terk edenlere
Orucun faydaları
Orucun şartları
Ramazan 'arınma' ayıdır
Ramazan 'cömertlik' ayıdır
Ramazan 'kuran' ayıdır
Ramazan 'sabır' ayıdır
Ramazan 'takva' ayıdır
Ramazanda neler yapabiliriz
Ramazanın fazileti
Selefin orucundan bir demet
İftar ve sahur notları
Buluşma yerimiz cennettir!
Dr. Ebu Şadî
Günahların kötü neticeleri
Dr. Ebu Şâdi
İzzet Allah yanındadır.
Kim izzet ve güç kazanmak istiyorsa Allah'la olan irtibatını arttırsın
Taliban gerçeği
Taliban Gerçekleri
Sıcak konular ve zor sorular
Faziletli Şeyh / Halid bin Abdurrahman el Huseynan - Sıcak Konular ve Zor Sorular

Ana Sayfa



Tevhid Dersleri I Kitabut-tevhid I Tefsir I Hadis I Faydalı bilgiler

maslahat delili suphesi

 
.

Bismillahirrahmanirrahim

Maslahat Gereği Demokrasi İle Amel Etme Şüphesi
Maslahat Delili

Şüphe ehlinden gerek kendilerine ilim verilenlerin gerekse cahil avamın en çok dile getirdiği şüphelerden bir tanesi de maslahat delilidir. Kitabımızın giri-şinde sınıflandırdığımız şüphe ehlinin hemen hemen tamamı ve onlar tarafın-dan kandırılmış cahil halk topluluklarının ağzından bu şüpheyi farklı üsluplarla duyman mümkündür. Ancak bu, Süfyan-i Sevri’nin dediği gibi büyük ve şeytani bir hiledir ve bu hilenin günümüzdeki ismi; dine ve davaya hizmet etmek veya dinin ve Müslümanların maslahatı şeklinde ortaya çıkmıştır. Ancak yaptıkları, din ve Müslümanların maslahatını korumak değildir. Bilakis onlar bu sözleri ile tevhidi yıkmakta, hakkın üzerine batıl elbisesi giydirmektedirler."

Şüphe ehlinin bu konuda dillerinden düşürmedikleri sözler şunlardır:

"Bugün yaşadığımız ülkede bizler istesek de, istemesek de demokrasinin gereği olarak seçimler yapılmakta ve millet meclisine anayasanın öngördüğü sa-yıda parti ve bu partilere mensup vekiller girmektedir. Bizler dinimizin emirle-rini kısmen dahi olsa yürürlüğe geçirebilme, halkın üzerindeki gayri İslamî bas-kıları kaldırabilme adına parti kurup meclise girebilir ve burada Allah’ın hü-kümlerinin bir kısmını dahi olsa toplumda icra etmek için mücadele edebiliriz. Yine aynı şekilde İslam’a ve Müslümanlara en yakın bir partiyi destekleyebiliriz. Böylece millet meclisi tamamen aşırı kâfirlerin, komünistlerin, laik din düşman-larının eline kalmaz. Bizler seçimlerden tamamen el çekip, meydanı onlara mı bırakalım? İslam’a ve İslami değerlere sahip çıkacak, halkların üzerinden gayri İslamî baskıları kaldıracak bir parti kurmamızdan ya da Müslümanlara en yakın bir partiyi desteklememizden bizi engelleyen nedir? Davetin maslahatı ve Müs-lümanların menfaati için bu tür fiillerden uzak kalmamamız gerekmektedir."

İrca ehli bu görüşlerini güçlendirme adına fıkıh usûlu kitaplarında geçen "Faydalı olan iki şeyden faydası daha çok olan tercih edilir ve zararlı olan iki şeyden zararı daha büyük olandan kaçılır" kaidesini kullanarak hile yapmaya ça-lışmakta, insanları kandırmaktadırlar. "Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir." (2 Bakara/9)

Ancak onların bu şüpheleri de diğer şüphelerinde olduğu gibi şeytanın al-datmacısından başka bir şey değildir. Konunun detayları şu şekildedir:

Maslahat kelimesi "salaha" fiilinden masdar olup, menfaat ve iyiliğe vasıta olan her şey demektir. Daha geniş bir tanımla maslahat; hükmün kendisine bağlanması ve üzerine hüküm bina edilmesi, insanlara bir fayda sağlayan ve on-lardan bir zararı gideren bununla beraber muteber ya da mülga (geçersiz) sayıl-dığına dair bir delil bulunmayan durum ve gerekçelerdir. İmam Gazali masla-hatta asıl gayenin, şeriatin, insanların dinlerini, canlarını, mallarını, akıllarını ve nesillerini muhafaza altına alma esası olduğunu belirterek "Bu beş şeyi muhafa-za eden her şey maslahattır. Aksi ise mefsedetin kendisidir" demektedir. Bilinmelidir ki maslahat ile amel etmek fıkıh usulünün en tartışmalı konu-larından bir tanesidir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) kullarının hayrı için onların ih-tiyacı olacak her şeyi kitabında bildirmiştir. Bundan dolayı maslahat delilini ka-bul etmeyen âlimler "Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık" (6 En’am/38) ayetini delil getirerek Kuran'da Müslümanların menfaatine olarak Allah (Subhanehu ve Tealâ)'nın hiçbir şeyi eksik bırakmadığını, bunun dışında bir maslahat aramanın mümkün olamayacağını söylemişlerdir. İşte daha işin başında İrca ehlinin, hak-kında ittifak olmayan ve usul ilminde kabulü ve reddi noktasında çok ciddi tar-tışmaların yaşandığı maslahat delili ile delil getirmeye kalkışmaları onların tağutların saltanatlarını koruma adına verdikleri mücadelede ne denli acziyet içinde olduklarının en güzel göstergelerindendir. Diğer taraftan İrca Ehlinden kendilerini selefe nispet eden, ancak selefin ilminden zerre kadar nasibi olma-yan taife, mertebe olarak maslahat delilinden çok daha yüksekte olmasına rağ-men kıyası delil olarak kabul etmezken iş hâkim yöneticilerin küfrünü gizlemeye gelince maslahatla dahi delil getirmeye kalkışmışlardır. Bu da onların naslara karşı işlerine geldiği gibi hareket ettiklerini gösteren güzel bir örnektir.

Maslahat delili ile delil getirme noktasında yapılan en büyük iki yüzlülük ise şudur: Maslahat delili ancak Kur'an, Sünnet ve icmadan bir delil bulunmadı-ğı zaman söz konusudur. Şayet bir konu hakkında Kur'an ve Sünnet’te nas yok ise işte o zaman maslahat ile delil getirme yoluna başvurulur. Şayet Kur'an ve Sünnetten delil var ise maslahat deliline başvurmaya gerek bile yoktur.

İrca ehli demokrasinin puthanelerine girerek teşride bulunmanın caiz ol-duğuna dair kendilerince Kur'an ve Sünnetten birçok delil öne sürmektedirler. Madem bu şekilde iddialarına Kur'an ve Sünnetten delilleri mevcuttur o halde maslahat ile delil getirmeleri gereksizdir. Yok maslahat ile delil getiriyorlarsa demek ki Kur'an ve Sünnetten o konu hakkında bir delil yoktur. Bundan dolayı İrca ehlinin ya getirdikleri diğer delillerin fasid olduğunu kabul etmesi ve onlar-dan vazgeçtiklerini ilan ederek maslahat ile delil getirmeleri gerekir ya da mas-lahat delilini bırakıp diğer delillerine yönelmeleri gerekir.

Her ne kadar maslahat delilinin kabul edilip edilmemesi âlimler arasında tartışmalara neden olsa da, genel olarak, bazı şartlar çerçevesince maslahatın İs-lam hukukunda bir delil olduğu benimsenmiştir. Bu minvalde âlimler maslahatı üçe ayırmışlardır:

1- Muteber Maslahatlar: Hakkında Kur'an ve Sünnet’te hüküm bulunan maslahatlardır. Allah (Subhanehu ve Tealâ)'nın kulları üzerine buyurduğu her emir ya da nehiy, kullarına bir maslahat ya da onların üzerinden bir mefsedeti kaldırma amacı taşımaktadır.

2- Mulga Maslahat: Kur'an ve Sünnet’in ahkâmına apaçık muhalefet eden maslahatlardır.

3- Mürsel Maslahat: Hakkında Kur'an ve Sünnet’te hiç bir delil bulunma-yan maslahatlardır.

Burada bilinmesi gereken, maslahat delilini hararetle savunan Malikî âlim-ler dahi maslahat ile amel edebilmek için belirli şartlar saymışlardır. Bu şartlar-dan ilki yukarıda da söylediğimiz gibi maslahat ile amel edebilmek için konu hakkında Kur'an ve Sünnet’te bir nassın bulunmaması gerekmektedir. Nitekim İmam Gazali'nin tanımına baktığınız zaman tanımda geçen "…Muteber ya da mülga (geçersiz) olduğuna dair bir delil bulunmayan…" ifadesi bunu göstermek-tedir.

Herhangi bir maslahat düşüncesinin kabul edilebilmesi için temel şartlar-dan bir tanesi; Maslahatın, Kur'an ve Sünnet’in naslarına uygun olması gerekti-ğidir. Fıkıh usulü âlimleri maslahatın şartı olarak, ortaya çıkacak maslahatın Kur’an ve Sünnet’in hükümlerine uygun olmasını, şeriatın hiçbir aslına ve yine kendisi ile istinbatta bulunulan kıyas, icma gibi diğer delillere aykırı olmamasını şart koşmuşlardır. Yine ortaya atılan maslahat düşüncesi, Allahu Tealâ’nın hu-sulünü hedef aldığı maslahatlar cinsinden yahut onlara yakın olup, yabancı ol-mamalıdır. Kur'an ve Sünnet’e muhalif maslahatlar yukarıda vermiş olduğu-muz taksimattan da anlaşılacağı üzere hiçbir şekilde kabul edilmeyen mulga maslahat cinsindendir ki İmam Gazali bunu mefsedet olarak isimlendirmiştir. Peki, bugün İrca ehlinin maslahat dediği şey nedir? Şeytanın vahyi olan be-şeri kanunlarla hükmetmek değil midir? Yönetilen ülkenin her karış toprağında beşeri anayasaları uygulamak, bunu insanlara zorla dikte etmek, bu kanunlara bağlı kalındığını her daim zikretmek değil midir? Peki, onların bu maslahat de-dikleri şey en büyük maslahat olan tevhid üzere hareket etmek ve şirkten beri olmak esası ile nasıl bir arada değerlendirilebilir?

Yukarıda maslahata dair bilgiler verirken ortaya konulacak maslahat dü-şüncesinin "Allahu Tealâ’nın husulünü hedef aldığı maslahatlar cinsinden yahut onlara yakın" olması gerektiğine değinmiştik. Allah (Subhanehu ve Tealâ) koymuş olduğu bütün hükümlerde din, akıl, can, nesil, mal emniyetlerini muhafaza esası hâkimdir. İşte ortaya konulacak maslahat düşüncesi Şari'nin hedeflediği bu maslahatlara muhalif olmamalıdır. Ancak bugün onların maslahat dediği de-mokrasi ile amel ederek şirk parlamentolarında yer almak düşüncesi Allah (Subhanehu ve Tealâ)'nın hedeflediği bütün bu maslahatları yerle bir etmektedir. Bunun en güzel örneğini de zannedersem üzerinde yaşadığımız şu ülkenin in-sanlarının görmesi gerekir. Zira yaklaşık seksen yıl gibi bir süredir bu topraklar-da demokrasi dini hüküm sürmektedir. Ve işin ilginç boyutu bu sürecin büyük bir bölümünde maslahat adına parlamentoları işgal eden sağ partiler iktidar ol-muşlardır. Ancak sonuç ortadadır. Zira iktidara geçen bütün partilerin mutlak surette uygulamakla mükellef oldukları demokrasinin temel esasları, İslam'ın koymuş olduğu maslahatları bütünüyle ortadan kaldırmaktadır.

İslam dininin bütün hükümleri kulların din, can, mal, akıl ve nesil emniyet-lerini korumayı hedeflemektedir. Ancak şüphe ehlinin maslahat olarak iddia et-tikleri beşeri parlamentolarda demokrasi ile hükmetmek ise İslam dininin mu-hafaza etmeyi hedeflediği bütün değerleri kelimenin tam anlamıyla yerle bir et-miştir. Bilindiği üzere demokrasi beşerin beşere tahakkümüdür. Demokrasinin bu temel esası İslamın Allah'a şirk koşmaksızın tevhid etme temel ilkesini iptal et-mektedir. Bununla beraber demokrasi dininin temel esaslarından olan inanç ve fikir hürriyeti, din emniyetini bütünüyle ortadan kaldırmaktadır. Aynı şekilde demokrasinin diğer bir temel esası olan mülk edinme hürriyeti ve şahsi hürriyet (kişilik özgürlüğü) düşüncesi de Allah (Subhanehu ve Tealâ)'nın gözettiği emni-yetleri ilga etmiştir. Mülk edinme hürriyeti sayesinde insanlar istedikleri yoldan hiçbir kural ve kayıta bağlı kalmaksızın mülk ve servet edinebilirler, mülklerini de istedikleri gibi kullanabilirler. Kişiler dilediği gibi kazanma, dilediği gibi har-cama salahiyetine sahip olup, faizcilik, vurgunculuk, tefecilik yaparak, kumar oynayarak, içki satarak, zina yaparak istedikleri yoldan para kazanabilir, kazan-dıklarını da istedikleri şekilde harcayabilirler. Bir kadının kendisini satarak para kazanması, kazandığı parayı da faiz ile çoğaltması demokrasinin sağladığı temel hak ve özgürlüklerdendir. Devletin, fertlerin ekonomik faaliyetlerine müdahalesi söz konusu değildir. Devletin görevi sadece kendi hakkını aldıktan sonra fertlerin mallarına bekçilik yapmaktır.

Demokrasilerde mal ve mülk edinme özgürlüğü kapitalizmi doğurmuştur. Demokrasi mal ve mülk edinme özgürlüğü ile dünya malını tek hedef haline ge-tirmiş, kişilerin mallarını diledikleri gibi kullanma özgürlüğüyle de kazanmanın ardından gerçekleşebilecek her türlü sosyal hedef ve bağı kopartmıştır. Fakir ve ihtiyaç sahibi kimselerin, zenginlerin malında hiçbir hakları yoktur. Bunun do-ğal sonucu olarak da demokratik toplumlarda insanlar mal ve mülk sahibi zen-ginler ve açlık içerisinde yaşayan fakirler olmak üzere iki tabakadan oluşmakta-dır. Demokrasinin belirlediği temel hak ve özgürlüklerden şahsi özgürlük (kişi-lik özgürlüğü) düşüncesine gelince, durumun çok daha vahim, mide bulandırıcı ve tiksindirici olduğunu görürüz. Şahsi hürriyet düşüncesi demokratik memleketlerdeki toplumları hayvanlardan daha düşük bir hale getirmiştir. "Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta seviyece daha da aşağı…" (25 Fur-kan/44) Şahsi özgürlük düşüncesi, kişinin her türlü bağdan kurtulma özgürlüğüdür. İnsana yaşantısında dilediği gibi hareket etme imkânı tanır. Ne devletin, ne bir başkasının, insanın kendi hayatıyla ilgili kararlarına müdahale etmesi söz konusu değildir. Bir kadın kendini satmak istiyorsa onun bu özgürlüğü demokratik sistemin ona sağladığı en temel hakkıdır. Devlet ona yasal yollardan kendisini satması için genelevler açarak imkânlar dahi sunar. Kişiler eşcinsel olmak isti-yorlarsa bu noktada tam anlamı ile hak sahibidirler ve demokratik sistem onları koruma adına "Eşcinselleri Koruma Kanunu" bile çıkarır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi demokratik sistemlerdeki şahsi özgürlük dü-şüncesi, insanı hayvanlardan daha aşağı bir konuma getirmiştir. Şahsi hürriyet kapsamında zina, homoseksüellik, çıplaklık toplumlarda yaygınlık kazanmıştır. En aşağı ve en çirkin ilişkiler insanların gözü önünde yapılmaya başlanmış, da-ha da kötüsü herkes bu tip sapık ilişkileri normal bir tavırla karşılamaya başla-mıştır.

Burada muhaliflerimize şu soruyu yöneltmek istiyoruz: Acaba sizler de-mokrasinin ancak kendisi ile ayakta durduğu temel esaslarına, zerre kadar iltifat etmeden iktidarda kalabilecek misiniz? Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan beşerin beşere kulluğu esasını terk ederek beşerin Âlemlerin Rabbine kulluğu esasını mı ikame edeceksiniz? Demokrasinin getirmiş olduğu temel hak ve öz-gürlükleri kaldırıp yerine Allah (Subhanehu ve Tealâ)'nın gözettiği maslahatları mı icra edeceksiniz? Eğer "Evet" diyorsanız bu işi nasıl yapacağınızı bize anlatır mısınız? Yıllardır maslahat üzere hareket etme adına parlamentolarda yer aldı-nız. Peki, bu işi bugüne kadar neden yapmadınız?

Sevgili Kardeşim! Bilmen gerekir ki demokrasi Allah'ın dininden başka bir din, tevhid milletinden başka bir millettir. Bundan dolayı bu küfür dininden bir hayır beklemek ancak akıl yoksunu insanların işi olmalıdır. Yıllardır şu üzerinde yaşadığımız topraklarda idare, maslahat ile amel etmek için parlamentoları dol-duran iktidar sahiplerinin elindedir. Ancak sonuç işte senin önündedir. Acaba Allah (Subhanehu ve Tealâ)'nın gözettiği maslahatlardan hangisi bugün toplumda mevcuttur.

Sevgili Kardeşim! Bu sana samimi bir çağrıdır. Onların hedefi hiçbir zaman Allah'ın dinini ikame etmek olmamıştır. Onlar sadece dünyayı hedeflemişler ve dünyanın geçici zevkine kapılmışlardır. İktidar sahibi olabilme adına mütedey-yin insanların desteğini elde etmek için paralı uşaklarıyla seni kandırmaya ça-lışmışlardır. Ne yazık ki bunda başarılı da olmuşlardır. Zira ülkenin dört bir ye-rini onların belamları doldurmuştur. Ancak bilmen gerekir ki sen kıyamet gü-nünde Allah'ın huzurunda kendi amellerinin hesabını vereceksin ve demokrasi havarileri tarafından kandırılman da senin için bir mazeret teşkil etmeyecektir. Şayet bu dünyada onlardan beri olup uzaklaşmamışsan o gün pişman olacak ve dünyaya tekrar dönmeyi isteyeceksin. "O gün muvahhidlerin zaferini ve müşrik-lerin nasıl hezimete uğradıklarını gördüğün zaman en büyük dileğin dünyaya geri dönmek olacaktır. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve diğer iba-detleri yapmak için değil… Bütün bunlardan önce Tevhid kelimesinin haklarını yerine getirmek, tağutlardan uzaklaşmak, namazın, orucun ve diğer ibadetlerin ancak kendisiyle kabul olduğu sağlam kulpa tutunmak için tekrar dünyaya geri dönmeyi isteyeceksin. Evet… Gerçekleri görüp, müşriklerin helak olmalarının sebeplerini iyice anladığın zaman, beşeri anayasaları tekfir etmek, şirkten ve onun yardımcılarından uzaklaşmak için geri dönmeyi isteyeceksin. Ancak senin için bir geri dönüş, söz konusu bile olamayacaktır. "Öyle ki (o gün) kendilerine tâbi olunanlar, tâbi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur. O zaman, Uyanlar derler ki: 'Eğer bi-ze bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) on-ların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bı-rakır)dık.' Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle (pişmanlıkla) gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değildirler." (2 Baka-ra/166,167)

Evet… Ey Beşeri kanunların, yerden bitme anayasaların kulları! Eğer ondan bugün vazgeçmez ve dünyada iken inkâr etmezseniz, pişmanlığın fayda verme-yeceği o gün çok pişman olacaksınız. Tevhidi gerçekleştirmiş, şirkten uzaklaş-mış, tağutlara yardımdan kaçınmış olmayı dileyeceksiniz."

Maslahat gereği demokrasinin puthaneleri mesabesinde olan parlamento-lara girme ve onun partilerini destekleme düşüncesinin bütünüyle Allah'ın in-dirdiği hükümlere muhalif olduğunu söyledikten sonra değinmemiz gereken bir başka nokta da demokrasinin köşklerinde görev alan vekillerin insanlığın mas-lahatını neye göre belirleyecekleri konusudur. Diğer bir ifadeyle onlar Müslü-manlar için fayda ve zararı neye göre tespit edeceklerdir? Maslahatı belirleyen esas ölçü Allah’ın muhkem hükümleri mi olacaktır yoksa maslahatları, demok-ratların kutsal kitabı anayasalar mı belirleyecektir? Onlar kesinlikle "Bizler bü-tün maslahatları Allah’ın kitabına göre belirleyeceğiz" şeklinde bir iddiada bu-lunamazlar. Zira böyle bir iddia vakıadan çok uzak olması nedeniyle saçma ve de komik olacaktır. Çünkü bizler biliyoruz ki demokrasi dininde Allah’ın muhkem nasslarının hiçbir değeri yoktur. Demokrasilerde esas olan, insanların otoritesi ve hâkimiyetidir. Şer’i hükümlerin demokratik dinde zerre kadar itibarı yoktur. Demokratların ortaya koyacakları hiç bir hüküm (insanlar tarafından yazılmış) kutsal kitapları anayasaya muhalif olamaz.

Bu noktadan bakıldığı zaman bugün demokrasi dininin gereklerine göre hareket ederek, parlamentolarda görev alan vekillerin ortaya koyacağı bir mas-lahat düşüncesi yine anayasanın hükümlerine göre olacaktır. Yani Müslümanla-rın maslahatını gerçekleştirmek için çıkarılacak hükümler Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın muhkem nasslarından kaynaklanmayacak, ancak ve ancak anayasa-nın filanca maddesine göre olacaktır. Örnek olarak vekiller içki içmeyi toplumda yasaklasalar, bugün üzerinde yaşadığımız ülkede büyük bir sorun olan tesettür sorununu halledip, herkesin istediği kıyafetle istediği kurum ve kuruluşta yer alabileceğini kanunlaştırsalar dahi onların bu hükümleri kesinlikle Allah’ın hükmü olmayacak bilakis anayasanın falanca maddesi gereği olacaktır. Burada şu hususun iyice aydınlatılması gerekmektedir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) idare sahiplerine ancak ve ancak Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyi vacip kılmıştır. Allah’ın indirdiği hükümler ise Kur’an ve Sünnettir. Beşeri kanunlarda Allah’ın kitabına uygun bazı hükümlerin bulunması mümkündür. Hatta beşer kaynaklı her hangi bir anayasada Allah’ın indirdiği kitaptan birçok hüküm dahi alınmış olabilir. Nitekim Cengiz Han’ın Yes’ak isimli kanunnamesinde Ku-ran’dan alınmış hükümler vardı. Hiçbir zaman bir idarecinin beşeri anayasalar-da mevcut bulunan ve Allah’ın indirdiklerine uygun bir hükümle hükmetmesi, onun Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmediyor olduğunu göstermez. Yasalaş-tırdığı, hükmettiği kanun Allah’ın indirdiği hükümlerle bire bir örtüşse dahi o hüküm beşerin hükmü ve tağutun hükmüdür.

Maslahat delili ile amel edebilmenin bir diğer şartı şudur: Ortaya konulan maslahat selim akıl sahiplerince kabul edilebilmeli, akıl ile anlaşılır cinsten ol-malı, sonuçta meydana çıkacak maslahat, vehmi olmayıp hakiki olmalıdır. Sade-ce insanların bir kısmını değil umumunu kapsamalıdır. Burada ortaya atılan maslahat düşüncesine karşı insanların bir kısmı bu düşüncesinin hiçbir yarar getirmediğini, buna karşılık birçok fesada neden olduğunu söylüyorlarsa, bu şe-kilde bir maslahat ile delil getirmek caiz değildir. Bugün yaşadığımız ülkede Müslümanların maslahatı gereği parlamentoya giren partilerin Müslümanlara fayda mı sağladığı, yoksa zarar mı verdiği çok ciddi bir şekilde tartışılmaktadır. Ve bu tartışmalar böyle bir maslahat düşünce-sini bâtıl kılmaktadır. Zira bunların maslahat iddiası tüm aklıselim kimseler ta-rafından kabul görmemektedir. Bununla beraber aslen İslam'a yakın olduğu zannedilen, Müslümanlara faydasının olacağı düşünülen partilerin bugün İs-lam’a ve Müslümanlara verdiği zararlar apaçık ortada iken böyle bir maslahat düşüncesi ortaya atmak, ancak ya akli melekeleri eksik ya da Allah’ın tertemiz dinini bulandırmak isteyen kimselerden ortaya çıkan bir düşüncedir. Bilindiği üzere sağ partiler yıllardır Türkiye'de maslahat ile amel etme adı-na parlamentoları doldurmuşlardır. Ancak ortaya İslam'ın gözettiği maslahat-lardan hiç birisi çıkmadığı gibi, İslam'ın bütün maslahatları iptal edilmiş, her yer mefsedetle dolup taşmıştır. Maslahat ile amel etme adına demokrasinin köşklerinde yer alan partilerin İslam'a ve İslamî değerlere ne derecede büyük zarar verdikleri aşikârdır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) onların maslahat düşünce-sini başlarına çalmış onları rezil rüsvay etmiştir. Türkiye'de bir kangren haline gelmiş türban yasağı ilk olarak maslahat adına iktidara gelen bir partinin icraat-ları sonucu uygulanmaya başlanmış, arkasından kendi kanunlarına göre bu ya-sağın kaldırılması yine maslahat düşüncesi üzerine iktidara gelen bir partinin eliyle imkânsızlaşmıştır. İşte onların maslahat dedikleri budur. Ancak bunu an-layacak akıl sahipleri nerede?

Konuya dair sözlerimizi Ebu Muhammed el-Makdisî'nin bu noktadaki tes-pitleri ile bitirmek istiyorum. Ebu Muhammed el-Makdisî parlamentoya girme-nin din adına büyük faydalar getireceğini söyleyenlere şöyle cevap vermiştir:

"Bilinmelidir ki elde edilen neticeler iyi bile olsa, İslam dininde amaca ulaşmak için kullanılacak her türlü araç mübah değildir. Davetçinin amacı, bü-yük ve temiz olduğu gibi, bu amaca ulaşması için kullandığı araçlar da böyle ol-malıdır.

Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye (rahimehullah)'a Ehl-i Sünnet’ten olan bir kişi-nin davet yöntemi ile ilgili bir soru soruldu. Hakkında soru sorulan bu kişi, dö-neminde saygı duyulan bir kişi idi ve kendisine büyük günahlar işlemek, yol kesmek, adam öldürmek gibi fiiller işleyen bir grubun durumu haber edildi. Bu kişi, kendisine durumları haber edilen bu grubun doğru yolu bulmalarına sebep olmak istiyordu. Ancak bu isteğini bir türlü gerçekleştirememişti. Son çare ola-rak onlara içerisinde kötü bir söz olmayan ve davetinin bulunduğu sözleri içeren bir türkü hazırladı ve bunu def eşliğinde onlara dinletti. Bunun üzerine bu grup-tan birçoğu kötülükleri işlemeyi terketti ve hatta küçük günahlardan bile kaçınır hale geldi.

Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye bu gruba böyle bir yöntem ile davetini ulaştı-ran adam hakkında özetle şunları söylemektedir:

"Böyle bir yöntem bid’attir. Davet için Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) yöntemi bizim için yeterlidir."

Sonuç olarak bilinmektedir ki dünyada en büyük maslahat Tevhid ve en büyük mefsedet ise şirktir. Bu büyük maslahata zıt olan diğer bütün maslahatlar reddedilmiştir. Tevhid’in yüceliğini ve şirkin tehlikesini anlamış olan hiç kimse için, bir maslahatı gerçekleştirmek adına, Tevhid’i yıkan bir balyoz ve şirkin koruyuculu-ğunu yapan bir bekçi olma tarzında bir araç kullanması helal değildir. Kişi dini-ni, maslahatlar için bir kapı ve başkalarının dünyasını kazanma adına boğazla-yacağı bir kurban haline getirmemelidir."

Sonuç


1- Maslahat ile delil getirebilmek ancak naslardan delilin olmadığı durum-larda mümkündür. İrca ehli kendi akidelerine dair birçok delil öne sürerken ar-kasından maslahat ile delil getirmeye çalışarak tam bir tutarsızlık sergilemekte-dir.


2- Maslahatın temel şartı Kur'an ve Sünnetin genel hükümlerine uygun olmasıdır. Ancak muhaliflerimizin maslahat dedikleri şey Kur'an ve Sünnetin tamamına muhaliftir. Zira maslahat düşüncesi ile şirk parlamentolarına girmek ya da şirk seçimlerine katılmak en büyük maslahat olan tevhidi iptal etmekte, en büyük fesad olan şirki ikame etmektedir.


3- Maslahat sonucu ortaya çıkan hükmün selim akıl sahiplerince anlaşılır olması, hükmün faydasının zahir olması muhaliflerimizin bu delillerini iptal et-mektedir. Zira günümüzde maslahat adına desteklenen partiler yıllardır İslam'a ve İslamî değerlere karşı savaşmaktadırlar.


4- Diğer taraftan demokrasinin mezheplerinden olan partilerden hangisi-nin maslahat üzere desteklenmesi gerektiğinin tespiti nasla değil heva üzere ya-pılmaktadır. Naslardan bağımsız bir maslahat düşüncesi ise temelden batıldır. Bu ve buna benzer bir çok gerekçeden dolayı İrca Ehli tarafından dile geti-rilen maslahat şüphesi de temelden batıl şüphelerden bir tanesidir. Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.



Murat GEZENLER

.
 






İslamda aile hukuku, eşler arası anlaşmazlıklara çözüm önerileri
İslam'da aile hayatı
Teyemmüm, hayız ve nifas la ilgili fıkhi hükümler.
Hayız ve Nifas
Hanım Sahabeler
Hanım Sahabeler
Hayatus Sahabe
Hayatus Sahabe
Öğüt alan var mı?
Öğüt alan var mı?
Peygamberimizin Mucizeleri
(s.a.v.)'in Mucizeleri
Peygamberimizin Mucizeleri
Esma'ul Hüsna
Kabe'den Canlı Yayın
Kabe'den Canlı
Canlı Radyo Dinle
Online Radyo Dinle
Kendimi Tanıyorum
Kendimi Tanıyorum
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=