Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Resim Galerisi Kuran-ı Kerim Hadis-i Şerif Nasheed (Ezgiler) Davetci Hatipler Ebu Hanzala Ebu Muhammed Murat Gezenler Ahmed Kalkan Videolar Davet Videoları Siyer ve İslam Tarihi

Arkadaşlarına dikkat et
Bu Ramazanımız farklı olsun
Ey Ramazana erişen
Her geceyi kadir bil!
Orucu kasten terk edenlere
Orucun faydaları
Orucun şartları
Ramazan 'arınma' ayıdır
Ramazan 'cömertlik' ayıdır
Ramazan 'kuran' ayıdır
Ramazan 'sabır' ayıdır
Ramazan 'takva' ayıdır
Ramazanda neler yapabiliriz
Ramazanın fazileti
Selefin orucundan bir demet
İftar ve sahur notları
Buluşma yerimiz cennettir!
Dr. Ebu Şadî
Günahların kötü neticeleri
Dr. Ebu Şâdi
İzzet Allah yanındadır.
Kim izzet ve güç kazanmak istiyorsa Allah'la olan irtibatını arttırsın
Taliban gerçeği
Taliban Gerçekleri
Sıcak konular ve zor sorular
Faziletli Şeyh / Halid bin Abdurrahman el Huseynan - Sıcak Konular ve Zor Sorular

Ana Sayfa



Tevhid Dersleri I Kitabut-tevhid I Tefsir I Hadis I Faydalı bilgiler

islam kavrami

İslam Kavramı


"İslâm" kelimesinin kökü “silm” mastarından gelmektedir. “Selime”, sulh (barış) anlamına gelir. Aynı kökten türeyen ‘selm, silm-selâm’ gibi kelimeler de barış anlamını verirler. Yine aynı kökü paylaşan “selem”, barış yapmak, anlaşmak, peşin para ile veresiye mal almak demektir. ‘Esleme’, barış yaptı, sulha girdi ve barışın şartlarına uydu anlamlarına gelir. ‘Selime’ fiili aynı zamanda; boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına da gelir.

“el-İslâm” kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de 6 âyette geçer. “İslâm” ve “müslim” kelimeleri, çekimleriyle birlikte Kur’an’da toplam 50 yerde kullanılır. İslâm ve müslim kavramlarının kökü olan “silm” kelimesi ve türevleri ise, toplam 157 yerde geçer.

Terim olarak İslam kavramı, Allah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen, dünyada ve âhirette insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli, itikadî ve amelî bir nizamdır.

İslam kelimesi içerik itibarıyla barış ve güven içerisinde olmak, boyun eğerek itaat etmek ve kabullenmek, teslim olmak, bağlanmak, ihlas ve samimiyet gibi unsurları ihtiva etmektedir. Hasan el-Benna terim olarak İslam’ı barındırdığı anlamlarla birlikte şu şekilde tarif etmektedir:

“İslam, doğru akîde ve ibadet olduğu gibi aynı zamanda devlet ve vatandır, hükümet ve ümmettir, ahlak ve kuvvettir, rahmet ve adalettir, kültür ve kanundur, ilim ve hükümdür, madde ve servettir, cihad ve davadır, ordu ve fikirdir.”

‘İslâm, bütün peygamberlere gönderilen semâvî (İlâhî) dinin adıdır. Çünkü İlâhî vahyin kaynağı birdir ve O da Allah’tır. Allah’ın ‘İslâm’ adını verdiği bu İlâhî din, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile olgunluğa ulaşmış, bütün hükümler açısından tamamlanmış, bütün ilkeleri Peygamber tarafından açıklanmış bir hidâyet yoludur. Allah katında geçerli din, yalnızca İslâm'dır. Bu dine inananlara ‘müslüman’ adını Allah vermiştir. Geçmiş peygamberler de müslümandı, onlara inanan insanlar da. O peygamberler de insanları yalnızca İslâm'a dâvet ettiler.

İslam’ı din olarak seçen ve O’na tabii olan kimseye Müslüman denilir. Müslüman, Allah’a itaat eden, boyun eğen, bağlanan, kendini Allah’a veren, ihlâslı bir şekilde Allah’a yönelen ve hakkıyla müslüman olan kişidir.

Kur’an’ı Kerim’de İslam Kelimesi

“Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır.” (3 Âl-i İmrân/19)

“Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.” (3 Âl-i İmrân/85)

“Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim.” (5 Mâide/3)

“Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır.” (6 En’âm/125)

“Allah, kimin bağrını İslâm'a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Artık Allah'ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.” (39 Zümer/22)

“İslâm'a davet olunduğu halde Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.” (61 Saff/7)

Hadisi Şeriflerde İslam Kelimesi

“İslâm, beş esas üzerine binâ edilmiştir (kurulmuştur). Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)’in O’nun kulu ve rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Beyt’i (Kâbe’yi) haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.”

"Sizden biri içiyle dışıyla müslüman olursa, yaptığı her bir hayır, en az on mislinden yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sadece misliyle yazılır. Bu hal, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder."

"Her çocuk, İslâm (Allah'ı tanıma ve O'na teslim olma) yaratılışı üzere doğar."

"İslâm garip olarak başladı, tekrar başladığı gibi garip hale dönecektir. Gariplere ne mutlu!"

İslâm Dini’nin Hükümleri

Allahu Tealâ’nın razı olduğu dinin yani İslam’ın hükümlerini genel olarak dört kısımda inceleyebiliriz:

1- İtikadî Hükümler: Kişilerin dinde zorunlu olarak kabul etmesi ve boyun eğmesi gereken hükümlerdir. Bu hükümlerden herhangi bir tanesini inkar eden kişi dinden çıkmıştır ve böyle bir kimsenin Müslüman olarak isimlendirilmesi söz konusu değildir.

2- Ameli Hükümler: Allahu Tealâ’nın insanoğlundan yapılmasını ve uzak durulmasını emrettiği ameller İslam’ın ameli hükümleridir.

3- Ahlakî hükümler: Hal ve hareketleri, davranışları, İslâmî ve insanî ilişkileri açıklayan hükümlere ahlâk denir. Bunlar, ahlâkın güzelleşmesine ve vicdanın terbiyesine ait bulunan hükümlerdir. Kötü söz ve yalan söylememe, kendisi için istediğini başkası için de isteme... gibi.

4- Hukukî Hükümler: Bunlar genel olarak muamelat ile ilgili hükümlerdir. Özellikle devlet yönetimini, toplum idaresini ve ekonomik durumları içeren konuları, evlenme, boşanma, miras dağıtımı, ticarî ve siyasî işleri, kısaca İslâm devletinin kanun ve kurallarını belirleyen bütün hükümlerdir.

İslam Dininin Özellikleri

1- Rabbanilik: İslam dininin en temel ve belirgin özelliği Allahu Tealâ tarafından gönderilmiş olmasıdır. Diğer bir ifade ile İslam ilahi bir dindir. Bütün kanun ve hükümleri, emir ve yasakları bizzat Allahu Tealâ tarafından belirlenmiştir.
Bu özelliği ile İslam demokrasi, komünizm, emperyalizm gibi diğer beşeri dinlerden farklıdır. Zira bu saydığımız dinler rabb esaslı değil, insan esaslıdır. Beşeri dinlerde asıl olan kanun ve hükümlerin emir ve yasakların, insanlar tarafından belirlenmesidir.

2- Fıtrîlik: İslam dininin diğer bir özelliği ilahi olmakla beraber insanlara gönderilmiş bir dindir ve bütünüyle insanoğlunun yaratılışına uygundur. İslam insana büyük önem vermiş ve onun yaratılışına uygun hükümler koymuştur. İnsanı ıslaha, çalışmaya ve gelişmeye sevkeder.
Bu özelliği itibarıyla da İslam diğer beşeri dinlerden farklılık arzetmektedir. Zira beşeri dinlerde asıl olan insan olmayıp sadece küçük ve azınlık bir topluluğun menfaatleridir.

3- Evrensellik: İslam evrensel bir dindir. Sadece belirli bir tarihe ve belirli bir coğrafyaya has hükümler koymamıştır. Getirmiş olduğu prensipler bütün zamana, bütün dünyaya, bütün insanlığa yöneliktir. İnsan hayatının beşikten mezara tüm aşamalarını ve hayatın tüm alanlarını tanzim eder.
Bu özelliği itibarıyla da İslam beşeri dinlerden farklıdır. Zira beşeri dinler sadece belirli bir çağa ve belirli bir insan topluluğuna yönelikken İslam’ın hükümleri belirttiğimiz gibi tüm zamanlarda tüm insanlara yöneliktir.

4- Hürriyet: İslam dini insanoğluna hürriyetini teslim eden, onu kendisi gibi insanların kulluk ve köleliğinden kurtaran yegane nizamdır. Diğer tüm beşeri sistemlerde insanlar yine kendileri gibi insanlara kulluk ve kölelik yaparlarken İslam insanı bu zilletten kurtarmış ve insanın sadece yaratıcısına, alemlerin rabbine kulluk ve kölelik yapmasını sağlamıştır. Bakınız Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz Müslümanlarız.” (3 Ali İmran/64)

Bu ayetin açıklamasına dair Seyyid Kutub şöyle demektedir: “İslâm insanları, kullara kulluktan kurtaran tam bir özgürlüktür. İslâm nizamı da diğer düzenler arasında özgürlük hareketini gerçekleştiren biricik düzendir. İnsanlar, yeryüzü kaynaklı düzenlerin hepsinde birbirini Allah'a rağmen Rabbler edinirler. Bu birbirini rabb edinme olayı en katı dikta rejimlerinde göze çarptığı gibi, en ileri demokrasilerde de ortaya çıkmaktadır. İlahlığın en başta gelen özelliği, insanları kendisine taptırma ve kurumlarını, sistemlerini yasalarını, kanunlarını, değer yargılarını ve ilkelerini benimsetmedir. Bu, yeryüzü kaynaklı bütün düzenlerde şu veya bu şekilde birtakım insanların tekeline girmiştir. Şu veya bu konumda insanlardan bir topluluğa havale edilmiştir. Geniş halk kitlelerinin kendisinin belirlediği yasalara, değer yargılarına, ilkelerine ve düşüncelerine boyun eğdiği bu topluluk yeryüzü ilahlarıdır. İnsanların ilahlık ve rububiyet özelliklerini kendilerinde görmelerine izin vermeleri ve Allah'a rağmen birbirlerini rabler edinmelerinin tipik örneğidir bu. İnsanlar, bu ilahları böyle kabul etmekle, onlara secde etmeseler de, önünde eğilmeseler de Allah'a rağmen onlara kulluk etmiş olurlar. Zira kulluk Allah'tan başkasına yönelme imkanı olmayan bir ibadettir. İşte ancak İslam nizamında insan bu boyunduruktan kurtulur. Özgürlüğe kavuşur. Düşüncelerini, düzenlerini, yaşam biçimlerini, yasalarını, kanunlarını, değer yargılarını ve ilkelerini yalnız Allah'tan alan bir özgürlüğe kavuşur. Bu konuda onun konumu diğer tüm insanların konumu gibidir. O ve diğer bütün insanlarla eşit konumdadır. Hepsi aynı düzeydedir. Hepsi Allah'ın emrindedir. Allah'a rağmen birbirlerini Rabbler edinmezler. İşte bu anlamıyla İslâm, Allah katında kabul gören tek dindir. Ve tüm Peygamberlerin Allah katından getirmiş olduğu din budur. Allah, peygamberleri bu din ile gönderdi ki, insanları kullara kulluktan kurtarıp Allah'a kul etsinler. Kulların zulmünden Allah'ın adaletine kavuştursunlar... Bundan yüz çeviren Allah'ın şehadetine göre müslüman olmamıştır... Meseleyi çarptıranlar istediği kadar çarptırsın... Saptıranlar istediği kadar saptırmaya çalışsın.”

5- İnsana Önem Vermesi: İslam dini insanoğluna gönderilmesi hasebiyle ona büyük önem vermektedir. Bundan dolayı İslam dininin bütün hükümleri şu beş esası korumak için gönderilmiştir: Din emniyeti, nefis (can) emniyeti, akıl emniyeti, nesil emniyeti ve mal emniyetidir. İslam dininin hükümlerinin gözettiği asıl maksatlar işte bu beş esastır. İslam öncelikle insanın din hakkını ve dini yaşama hürriyetini güvence altına alır. Daha sonra ise haksız yere bir kimsenin bir başkasının canına kast etmesini yasaklamış, haksız yere adam öldürenlere kısas cezası uygulayarak can emniyetini diğer bir ifadeyle insanın yaşama hakkını temin etmiştir. Bununla beraber akla zarar veren alkol ve uyuşturucu maddelerini yasaklayarak, bunları kullananlara ağır cezalar getirmiş ve insanın akıl emniyetini sağlamıştır. Nesil emniyeti için her türlü gayri meşru ilişkiyi yasaklamış, zina edenlere recm ya da had cezası gibi ağır cezalar öngörmüş ve böylece nesil emniyetini sağlamıştır. Bir kimsenin bir başkasının malını haksız yere almasının önüne geçmiş, hırsızlığı yasaklayarak hırsıza el kesme gibi ağır bir ceza vermiş ve bu şekilde de insanoğlunun mal emniyetini sağlamıştır.

6- Akla ve İlme Önem Vermesi: İslâm, vahiy dini olmasıyla birlikte, akla da büyük önem verir. Akla hitap eder, akıllıyı sorumlu tutar. Bilime de üstün değer vermiş, ilim öğrenmenin her Müslümana farz olduğunu bildirmiş, çalışma, öğrenme ve düşünce gibi konulara gereken önemi vermiştir. Yalnız unutmamak lâzımdır ki, İslâm akılcı değildir; akıllıların dinidir.

Bu saydıklarımız İslam dininin elbette tüm özellikleri değildir. Biz burada özellikle İslam dinini diğer beşeri dinlerden ayrı ve üstün kılan özelliklerini yazmaya gayret ettik. Zira bugün bazı çevreler İslam dininin 15 asır önce Arap toplumuna inmiş bir din olduğunu, bu yüzden bugün itibarıyla insanlığa verebileceği bir şeylerin olmadığını iddia etmektedirler. Özellikle günümüzde demokrasi dininin ve laikliğin yeryüzünün doğusunda ve batısında hakim olmasından sonra insanlar bu beşeri dinlere temayül etmişlerdir.

Öncelikle bilinmesi gerekir ki yukarıda da belirttiğimiz üzere İslam dini insana insanlığını, onur ve haysiyetini kazandıran tek ve yegane dindir. İslam dininin en temel ve belirgin özelliği kulları kendileri gibi kullara kulluktan kurtarıp göklerin ve yeryüzünün rabbine kulluk ve kölelik etmesidir. İslam dininde fertler sadece ama sadece yaratıcılarının köleleridir. Üzerinde hiçbir tartışmanın ve ihtilafın olmadığı gerçek şudur ki; beşer esaslı dinlerde ve özellikle demokrasilerde egemenlik yani hakimiyet hakkı tamamen insanların tekelindedir. Yani insanın üzerinde egemen güç yine insandır. Ancak İslam dininde tek ve yegane egemen, kanun ve hüküm koyan Allahu Tealâ’dır. Yani İslamî bir toplumda insanlar ancak yaratıcıları tarafından yönetilmektedirler.

Beşeri dinler insanı yine kendi gibi insanlara kulluk ettirmekle beraber insana hiçbir değer vermemişlerdir. Bugün yeryüzünde yaşayan insan topluluklarına baktığımız zaman bunu çok açık bir şekilde görmekteyiz. Zira bugün hemen hemen yeryüzünün tamamında İslamın hakimiyeti terk edilerek beşer esaslı dinlerin hakimiyeti kabul görmüştür.

Beşeri dinler ve özellikle de bugün insanların kendisini bütünüyle yöneldikleri laiklik ve demokrasi dini insanlığın sevk ve idaresi için getirmiş olduğu prensiplerle insanlığa ancak sefalet ve rezaletten başka bir şey verememiştir.

Beşeri dinlerin ve de özellikle demokrasinin temel prensiplerinden bir tanesi hiç şüphesiz temel hak ve hürriyetlerdir. İşte bu düşünce ve yaşam biçimi bugün insanlığın başına bela olan en korkunç musibetlerden bir tanesidir. Toplumlara tanınan bu şekilde sınırsız hak ve özgürlükler, insanın hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye düşmesine neden olmuştur. Yine bununla beraber demokrasinin getirdiği diğer bir esas olan mülk edinme hürriyeti fertlere istediği yoldan hiçbir kayıt ve kurala bağlı kalmaksızın mülk ve servet edinme ve malını istediği şekilde kullanma hakkı tanımıştır.. Böylece kişiler dilediği gibi kazanma, dilediği gibi harcama salahiyetine sahip olup, faizcilik, vurgunculuk, tefecilik yaparak, kumar oynayarak, içki içip zina yaparak, istedikleri yoldan kazanabilir, kazandıklarını da istedikleri bir şekilde harcayabilirler. Bir kadının kendisini satarak para kazanması, kazandığı parayı da faiz ile çoğaltması demokrasinin sağladığı temel hak ve özgürlüklerdendir. Devletin, fertlerin ekonomik faaliyetlerine müdahalesi söz konusu değildir. Devletin görevi sadece kendi hakkını aldıktan sonra fertlerin mallarına bekçilik yapmaktır. İşte beşeri dinlerdeki bu düşünce yapısı dünya malını tek hedef haline getirmiş, kişilerin mallarını diledikleri gibi kullanma özgürlüğüyle de kazanmanın ardından gerçekleşebilecek her türlü sosyal hedef ve bağı kopartmıştır. Fakir ve ihtiyaç sahibi kimselerin, zenginlerin malında hiçbir hakları yoktur. Bunun doğal sonucu olarak da insanlar mal ve mülk sahibi zenginler ve açlık içerisinde yaşayan fakirler olmak üzere iki tabakadan oluşmaktadır.

Beşeri dinlerin tabileri sağladığı diğer bir özgürlük hakkı kişilik özgürlüğüdür ki bu hususta durum çok daha vahim, mide bulandırıcı ve tiksindiricidir. Şahsi hürriyet düşüncesi beşeri dinlerin hakim olduğu toplumları hayvanlardan daha düşük bir hale getirmiştir.

“Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta seviyece daha da aşağı…” (25 Furkan/44)

Şahsi özgürlük düşüncesi, kişinin her türlü bağdan kurtulma özgürlüğüdür. İnsana yaşantısında dilediği gibi hareket etme imkanı tanır. Ne devletin, ne bir başkasının, insanın kendi hayatıyla ilgili kararlarına müdahale etmesi söz konusu değildir. Bir kadın kendini satmak istiyorsa bu onun özgürlüğüdür ve en tabii hakkıdır. Devlet ona yasal yollardan kendini satması için genelevler açarak imkanlar dahi sunar. Kişiler eşcinsel olmak istiyorsa bunda tam anlamı ile hak sahibidirler ve devletleri onları koruma adına “eşcinselleri koruma kanunu” bile çıkarır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Allah’ın indirdiği esaslara dayanmayan beşeri dinlerdeki şahsi özgürlük düşüncesi insanı hayvanlardan daha aşağı bir konuma getirmiştir. Şahsi hürriyet kapsamında zina, homoseksüellik, çıplaklık toplumlarda yaygınlık kazanmıştır. En aşağı ve en çirkin ilişkiler insanların gözü önünde yapılmaya başlamış, daha da kötüsü herkes bu tip sapık ilişkileri normal bir tavırla karşılamıştır. “Kanunla garanti altına alınmış şahsi özgürlük, her türlü cinsel sapıklığı beraberinde getirmiştir. Bu, kanunların hiçbir şekilde müdahale edemeyeceği son derece özel bir meseledir. Kanun ancak tek bir durumda buna karışır. O da tecavüzdür. Çünkü tecavüz anlaşarak değil zorla yapılmaktadır. Ama herhangi bir ilişki anlaşarak oluyorsa ne kanunun, ne toplumun ne de insanların buna müdahalesi mümkün değildir. Bu ister normal bir ilişki olsun, isterse de ters bir ilişki (erkeğin erkekle ya da kadının kadınla ilişkisi) fark etmez. Bu ilişkiye giren tarafları ilgilendirir. Başkalarını değil…

Bundan sonra artık evler, lokaller, kulüpler, ormanlar, parklar her çeşit cinselliğin yapıldığı mekânlardır. Bunların hepsi kanunun koruduğu, fesatla dolup taşan birer genelevlerdir.”

“Şahsi özgürlük düşüncesinden sonra, sapık ve garip cinsel ilişkiler bu aşağı yuvarlanmış toplumları doldurmuştur. Erkeklerin kendi aralarında ilişkileri, hayvanlarla ilişkiler, aynı anda birkaç erkekle birkaç kadın arasında yaşanan ilişkiler çoğalmıştır. Buna benzer ilişkiler hayvanların ahırlarında dahi bulunmamaktadır. Amerikan gazetelerinin birinde bir istatistik yayınlandı. Bu istatistiğe göre; Amerika’da eşcinsel ilişkilerin yasal olarak tanınmasını ve normal evli kişilere tanınan yasal hakların kendilerine de tanınmasını isteyen 25 milyon kişi vardır. Yine aynı istatistiğe göre; Amerika’da yaşayan bir milyon kişinin kendi annesi, kızı, kız kardeşi ve yakın akrabası ile cinsel ilişki kurmaya davet edildikleri söylenmektedir. Bu özgürlükler şayet bir şeye işaret ediyorsa, bunlar ancak, demokrasinin bozukluğunun ne kadar büyük olduğuna, çürüklüğüne ve pis kokusuna işaret etmektedir.”

İşte tüm bunları Allah’ın dinini küçük gören, Müslümanları ise gericilikle suçlayan sözde çağdaşların yüzüne vurulacak en güzel örneklerdir.

Beşeri dinlerin ve özellikle de demokrasi ve laikliğin insanoğlunu düşürdüğü bu kokuşmuşluğa karşı İslam dini kendi müntesiplerine yani Müslümanlara bu tip özgürlükleri bütünüyle yasaklamıştır. Fert Müslüman olmakla bütün hürriyetini Allahu Tealâ’ya adamış, adı gereği kendini Allah’a teslim etmiş, sadece O’nun kölesi olmuştur. Efendisinin izni ve rızası olmadan hiçbir söz söyleyemez, fiilde bulunamaz. Bütün hayatı biricik efendisi, göklerin ve yerin tek sahibi Allahu Tealâ tarafından kayıt altına alınmış, daha açık bir ifade ile kişi Müslüman olmakla bu temel ilkeyi peşinen kabul etmiş demektir, İslam aynı şekilde kazanılan malın tasarrufunda da çok ciddi sınırlamalar getirmiştir. Hiç kimsenin, dünya malını kendine ait kılarak dilediği gibi harcama hakkı ve yetkisi yoktur. Bu noktada İslam öncelikle israfı haram kılmış, saçıp savurmayı yasaklamıştır. Kişinin malı ile haram yollara tevessül etmesi kesinlikle haramdır. Bununla beraber İslam zekât, sadaka ve infak müesseseleri ile zenginlerin mallarında fakirler için bir hak tanımıştır. İslam’da mal ve mülk sahibi olmak hiçbir zaman asıl amaç olmayıp sadece birer araçtırlar. Dünya malının sahibi hiçbir zaman fertler değildir. Fertler bu noktada sadece birer emanetçi konumundadırlar. Onun esas sahibi ise Allahu Tealâ’nın kendisidir.

Şahsi hürriyet noktasında da durum aynıdır. İslam dini Müslümanlara hiçbir zaman ve hiçbir şekilde kendi istediğince ve arzusuna göre yasama hakkı tanımaz. Kul din olarak, yaşam tarzı olarak Allah’ın koymuş olduğu kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmak zorundadır. Kulun bütün hayatına Allah’ın hükümleri yön vermelidir. Bundan dolayıdır ki; Müslüman bir fert istediği kimseyi dost, istediği kimseyi de düşman edinemez. Çünkü Allahu Tealâ kâfirleri dost edinmeyi haram kılmış, buna karşılık mü’minleri dost ve veli edinmeyi emretmiştir. Müslüman bir fert dilini istediği gibi kullanamaz. Çünkü Allahu Tealâ yalan, gıybet, dedikodu, koğuculuk ve iftira etmeyi yasaklamış, buna karşılık hayır konuşmayı, zikir, dua, tesbih ve davet ile iştigal etmeyi emretmiştir. Müslüman bir fert gününü istediği gibi değerlendiremez. Zira en azından namaz vakitlerinde Allah’a ibadet etmekle mükelleftir. Bununla birlikte boş şeylerle, faydasız amellerle uğraşmak yasaklanmıştır. Bu ve buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Özgürlükler noktasında temel prensip konunun giriş bölümünde de söylediğimiz gibi, kulun Müslüman olmakla bütün iradesini Allah’a teslim etmesidir.

Her Müslümanın Allah’ın emir ve nehiylerine mutlak surette bağlı kalması vaciptir. Kul Müslüman olmakla, düşünce yapısını, itikadi oluşumunu, yasam şeklini Allah’ın istediği şekilde yönlendirme noktasında Allah’a söz vermiştir. Ve bu sözüne de bağlı kalmak boynunun borcudur.

Demokratik sistemin ortaya koymuş olduğu temel hak ve özgürlükler düşüncesinin insanlığın basına ne büyük bir felaket getirmesi insanı insan olmaktan çıkarıp hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye düşürmesine karşılık İslam dininin getirmiş olduğu inanç ve fikir hürriyeti noktasındaki sınırlamalar toplum içerisinde her türlü sapık fikir ve görüşlerin yer etmesine, insanların sapkınlık ihtiva eden düşünce yapılarına kapılarak hayatlarına yanlış yön tayin etmelerine engel olmuştur. Bu şekilde bağlılarının akıl emniyetlerini muhafaza etmiştir. Yine daha önce söylediğimiz gibi alkol ve uyuştucu maddelerinin kullanılmasını yasaklayarak ve bunları kullananlara büyük cezalar vererek insanoğlunun akıl emniyetini sağlamıştır. Yine aynı şekilde mülk edinme hürriyetine getirmiş olduğu sınırlamalarla, toplumun zenginler ve ihtiyaç sahibi fakirler olmak üzere iki tabakaya bölünmesine engel olmuş, faiz, kumar, şans oyunları, vurgunculuk, tefecilik gibi şeytanın amellerini yasaklayarak fertlerin fertlere zulmetmesine imkan vermemiştir. Zekât, sadaka ve infak gibi emirleri ile bir taraftan mal sahiplerinin kazandıkları servette başkalarının da hakları olduğunu onlara hatırlatmış, diğer taraftan ise bu şekilde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidererek demokratik toplumlarda olduğu gibi insanı bir dilim kuru ekmeğe muhtaç etmemiştir.

Yine bununla beraber bu tip emirlerle ile topluma sorumluluk bilinci vermiş, bunun doğal neticesinde toplum içinde şefkat, merhamet duyguları hep hakim olmuştur.

Burada İslam dininin birkaç ana prensibini anlatan, gerek demokratik toplumlarda gerekse diğer cahili toplumlarda kesinlikle görmeye alışkın olmadığımız toplumsal bağa ilişkin Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinden alıntılar sunmak istiyorum.

Abdullah b. Mesud’dan (radıyallahu anh) rivayetle Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman’a sövmek fısk, onunla savaşmak küfürdür.”

Ebu Musa El Ensari’den (radıyallahu anh) rivayetle Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden selamette olduğu kimsedir.”

Enes b. Malik’ten (radıyallahu anh) rivayetle Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) söyle buyurmuştur: “Hiç biriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşi için arzu etmedikçe iman etmiş olmaz.”

Yine Enes b. Malik’ten (radıyallahu anh) rivayetle Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ey Müslümanlar! Zandan sakınınız. Çünkü zan sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin eksikliğini görmeye çalışmayınız. Özel ve mahrem hayatınızı araştırmayınız. Birde alamayacağınız bir malı alıcıyı zarara sokmak için artırmayınız. Birbirinize haset etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Birbirinize kardeş olunuz.”

Ebu Musa Abdullah bin Kays’dan (radıyallahu anh) rivayetle Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve selem) “Müminler bir duvarı oluşturan tuğlalar gibidirler. Birbirini sımsıkı tutarlar” buyurduğu ve bunu söylerken parmaklarını birbirine geçirip kenetlediği rivayet edilmiştir.

İşte İslam toplumunun temel özellikleri… İnsanların birbirlerine kardeş oldukları, sımsıkı, sıcacık bağlar kurarak kardeşlik örneği sergiledikleri bir toplum. Kardeşlerin hepsi birbirine karşı emin ve güvendedir. Hiçbir fert eliyle ve diliyle kardeşine zarar veremez. Müslüman fert kendi nefsi için ne hayır diliyorsa, kardeşi içinde onu ister ve kendi nefsini koruduğu kötülüklerden kardeşini de korur. Onu hakir görmez. Ona küfretmez ve onunla savaşmaz. Düşmanlık yapmasını gerektiren bir durum olsa dahi haddi aşmaz. İşte İslam, getirmiş olduğu bu prensiplerle tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir nesil yaratmıştır. Hiçbir cahili düzen ve sistemin oluşturamadığı bir toplum… Allah’tan böyle örnek bir neslin oluşmasında bizlerin yar ve yardımcısı olmasını diliyorum.

Şahsi hürriyetler meselesine gelince, bu kısma kadar yazdıklarımızdan da anlaşılmıştır ki; İslam fertlerini hayvanlar gibi istedikleri şekilde yaşamalarına mani olarak insanı en üstün bir seviyeye çıkarmıştır. Getirmiş olduğu yasaklar, insana onurunu kazandırmıştır. Zinayı, homoseksüelliği haram kılarak nesli ve ırzı korumuştur. Bundan dolayı İslam toplumunda etini satan kadınların iğrençliğini görmek mümkün değildir. Sarhoşluk verici şeyleri yasaklayarak insanın aklını ve nefsini korumuştur. İslam toplumunda gençleri bu yüzden böyle aşağılık bir çöplükte görmek asla mümkün olmaz.

Bu örnekleri burada sayfalarca çoğaltmak mümkündür. Ey okuyucu! Şayet sen İslam’ın prensiplerinin toplum üzerindeki etkilerini görmek istiyorsan, bundan yaklaşık 15 asır öncesine git ve Mekke cahiliyesine bak. Daha sonra 23 yıl gibi kısa bir zamanda meydana gelen, Seyyid Kutub’un ifadesiyle “Örnek Kur’an nesline” bak. Bu, meseleyi anlamanda sana kâfi gelecektir.

Konuya son vermeden önce burada bazı cahiller tarafından ortaya atılan bir şüpheye dikkat çekmek istiyorum. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İslam beş esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe’yi haccetmek ve ramazan orucunu tutmaktır.”

Bugün bazı çevreler bu hadisi delil olarak öne sürerek İslam’ın sadece hadiste geçen namaz, oruç, hac ve zekat ibadetlerinden ibaret olduğunu söylemektedirler. Bu gerçekten çok hatalı bir anlayıştır. Zira Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir çok hadislerinde bir şeyin önemini vurgulamak için küllî bir şeyi cüz ile tarif etmiştir. Bunun en belirgin örneği “Hac arafattır” hadisidir. Zira malum olduğu üzere Hac ibadeti sadece arafatta vakfede durmaktan müteşekkil değildir. Ancak bununla birlikte hac ibadetinin en önemli unsuru arafattır.

İşte aynı bu şekilde bu hadiste de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) İslam’ın bu beş şartının ehemmiyetini vurgulamaktadır. Elbette İslam sadece bu beş şarttan ibaret değildir. Ancak bununla birlikte hadiste geçen bu şartlar İslam’ın en önemli şartlarıdır. Bakınız bu hadisin açıklamasında İbn-i Recep el-Hanbeli şöyle demektedir:

“Hadiste anlatılmak istenilen şudur: İslam bir binadır ve bu beş esasta binayı ayakta tutan temel direklerdir. Bunlar olmadan bina ayakta duramaz. İslam’ın geriye kalan özellikleri ise binayı tamamlayıcı unsurlardır. Bunlardan birisi eksik olduğu takdirde bina ayakta durabilir, ancak bu temel esasların eksikliği ile bina ayakta kalamaz. Bunların eksikliği ile İslam binasının çökmesi kuşku götürmez bir gerçektir.”

Konumuzu Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in şu dualarıyla bitirmek istiyorum:

“Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle karşılık ver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.” (2 Bakara/128)


Aladidn PALEVİ







İslamda aile hukuku, eşler arası anlaşmazlıklara çözüm önerileri
İslam'da aile hayatı
Teyemmüm, hayız ve nifas la ilgili fıkhi hükümler.
Hayız ve Nifas
Hanım Sahabeler
Hanım Sahabeler
Hayatus Sahabe
Hayatus Sahabe
Öğüt alan var mı?
Öğüt alan var mı?
Peygamberimizin Mucizeleri
(s.a.v.)'in Mucizeleri
Peygamberimizin Mucizeleri
Esma'ul Hüsna
Kabe'den Canlı Yayın
Kabe'den Canlı
Canlı Radyo Dinle
Online Radyo Dinle
Kendimi Tanıyorum
Kendimi Tanıyorum
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=