Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Resim Galerisi Kuran-ı Kerim Hadis-i Şerif Nasheed (Ezgiler) Davetci Hatipler Ebu Hanzala Ebu Muhammed Murat Gezenler Ahmed Kalkan Videolar Davet Videoları Siyer ve İslam Tarihi

Arkadaşlarına dikkat et
Bu Ramazanımız farklı olsun
Ey Ramazana erişen
Her geceyi kadir bil!
Orucu kasten terk edenlere
Orucun faydaları
Orucun şartları
Ramazan 'arınma' ayıdır
Ramazan 'cömertlik' ayıdır
Ramazan 'kuran' ayıdır
Ramazan 'sabır' ayıdır
Ramazan 'takva' ayıdır
Ramazanda neler yapabiliriz
Ramazanın fazileti
Selefin orucundan bir demet
İftar ve sahur notları
Buluşma yerimiz cennettir!
Dr. Ebu Şadî
Günahların kötü neticeleri
Dr. Ebu Şâdi
İzzet Allah yanındadır.
Kim izzet ve güç kazanmak istiyorsa Allah'la olan irtibatını arttırsın
Taliban gerçeği
Taliban Gerçekleri
Sıcak konular ve zor sorular
Faziletli Şeyh / Halid bin Abdurrahman el Huseynan - Sıcak Konular ve Zor Sorular

Ana Sayfa



Tevhid Dersleri I Kitabut-tevhid I Tefsir I Hadis I Faydalı bilgiler

iran-hizbullah-ve-nusayriler

İran, Hizbullah ve Nusayriler Ümmeti Mehdilik Savaşları adına (Terörist) Kafir ilan ediyorlar


Suriye’deki özgürlük savaşı, aramızdaki farkları ve “iman” tanımımızın da ne olduğunu ortaya koyuyor. “İman” ve “tevhid” “vahdet ve “ümmet” kavramları tarihte bugün bu kadar mazlum ve aldatıcı olmamış ve fitneye kurban edilmemiştir. Zulüm, katliam ve Allah’a ortak koşma ve zalimden yana olma, Suriye savaşında ve İstiklal savaşından daha çok başka bir savaşta görülmedi Fas’tan Afganistan’a kadar bütün İslam âlemi bir zamanlar işgal altındaydı ve kanı ve yıkımı pahasına özgürlüğünü elde etme savaşları verdi. Kimi ülkede İslam’dan bazı kırıntılar kaldı kimisinde ise, İslam’dan bazı ibadetlerin dışında bir eser kalmadı. O gün düşman ve işgalci; Avrupalı Hıristiyanlar idi. O gün kalplerimiz bir tek şey üzere çarpıyordu; İslam ve özgürlük. Kaybettiğimiz izzetimiz için umutsuz ve yorgun bir savaşı dünyanın en güçlü devletlerine ve dünyanın en zalim ve kan akıtıcı sistemlerine ve diktatörlerine karşı savaşıyorduk Şer’î olan ifade ile Cihad ediyorduk. Bugün ise, bu işgalci düşman başka bir libasla karşımızda.

Ümmet’in (Ki ben ümmetten Kur’an ve Sünneti saptırmadan iman eden ve Rasulullah’ın ashabına düşmanlık etmeyenleri ve Allah’ın hükmünden başka bir hükme razı olmayanları anlıyorum) bir kısmının birbiriyle savaşması ve ellerinde kalan imanın ve imkânın yok olması için zalim rejimlerin kan içici diktatörlerine destek veriyor ve bu Mübarek ayda Ümmetin gençlerini kanlarını oluk oluk oluk akıtıyor. İslam ümmetinin kanının dökülmediği bir tek İslam toprağı kalmadı gibi. Münafık iktidarlar ve mezhepçi devletler ve Milli ideolojiler ve batıcı ideolojiler yüzünden Ümmet, büyük bir bölünme ve parçalanma yaşıyor.

Ümmet; “tevhid” “şirk” ve “nifak ehli” olmak üzere bugün üç sınıfa ayrılmış durumda. Tevhid ehline müşrikler ve münafıklar bütün topraklarımızda düşmanlık ediyorlar. Tevhid ehli, Allah’ın kitabını hiçbir tahrife uğratmadan iman eden ve O’nun Rasulü’ne şeksiz itaat eden ve Sünnet üzere bir islamı kabul eden ve bütün ırki ve Milli ideolojileri ve batı kaynaklı felsefeleri ve bağnaz mezhepçiliği reddeden ve Dini “hanif” olarak kabul etmiş olanlardır. Hanif, aynı zamanda “vahy”in ahlakı ve akidesi üzere “istikamet “üzere olmak demektir.

Müslümanlar bugün de bu “üç zümre”nin kendi aralarındaki savaşlarına şahid olmaktadır. Münafıklar, Batıdan yana olan Müslüman ülkelerin yönetcileri, müşrikler bunların yasalarını kabul edip uygulayanlar ve Kur’an’ı mezhepleri uğruna tahrif edenler ve Rasulullah’ın ashabına küfredenler, onların Rasulullah’ın vefatından sonra kâfir ve mürted olduklarını söyleyenler ve Ebu Bekr ile Ömer’e kafir ve tağut diyenlerdir. İran devrimi, uzun yıllar sahabe hakkındaki akidesini bizlerden gizleyebildi ve Türkçe’ye tercüme edilen birçok kitapta mezheplerini ve akidelerini ve önemli temel esaslarını bizden tercüme etmeyerek sakladılar. Fakat onların aslî kaynaklarına vakıf olduğunuz ve mezhebin temel rükünleri olan eserlerine baktığınız zaman, (sitemde de yer verdiğim birkaç belge de görüldüğü gibi) onların bizleri Ebu Bekr ve Ömer’e olan sevgimizden ötürü tekfir ettiklerini ve lanetlediklerini görürsünüz; (Kureyş’in İki Putu Duası) nda olduğu gibi) Mesele, burada bu ayrıntıları derinleştirmek değildir.

Suriye’deki İstiklal savaşı ile ilgili birkaç düşüncemi ve İran’ın son açıklamalarından ne okuduğumuzu ve hepimizin de okuması gereken bazı hususlara işaret etmek istiyorum. İran 1979 devriminden sonra İslami bir Cumhuriyet olduğunu ilan etti. İlan etti etmesine ama Ehl-i Sünnet ve‘l-Cemaat akidesi ve mezhepleri, İran’da en büyük kahırını yaşıyor, camilerine ve Ehl-i Sünnet ilmi ve fıkhının tedrisatına izin verilmiyor. Müslümanlar Şah’a karşı İran devrimini destekledikler, hatta Müslümanlar olmayanlar bile..

Irak-İran savaşını ABD’nin kışkırtmasıyla çıkarıldığını söyleyenleri yalanlamak istemiyorum, fakat savaşın asılı sebebi, 1975 yılında Cezayir’de imzalanan ve Saddam’ın elinden bazı adaları alıp İran’a veren ve sonrada Arap Halici deyimi üzerindeki tartışmalar ve Arap Faris gerginliği idi. İran Şia akidesi gereği Irak’ı kendi toprakları görüyor ve burayı istila etmek istiyordu. 1992 yılında Tevhid Dergisi yayıncılarından birisiyle yaptığım uzun telefon tartışması sonucu kendisine demiştim ki; “İran’ın amacı Saddam değil Kerbela ve Necef’tir. Kudüs’ü İran yem olarak kullanıyor ve asıl amacı Kerbela ve Necef’i ele geçirmektir.” Bugün nihayet öyle olmuştur. İran ve umumen İran ve Irak Şia’sı da dahil, Kudüs “yem”ini ve “tuzağı”nı Mekke’yi ve Medine’yi ele geçirmek ve burada kendi akidelerini hakim kılmak ve Mehdi’nin gelişinde buraları ona Nasıbi, Vehhabi ve Sünnî kafirlerden temizleyerek teslim etmektir. Öyle ki Mehdi Ka’be’yi ve Mescid-i Nebevi’yi yıkacak ve esas yerine yapacakmış !?.Şeybe oğullarının hepsinin ellerini kesecek ve bunların ellerin Ka’be’nin kapısına asacak ve bunlara Ka’be’nin hırsızları diyecektir:

روى المجلسي وغيره “إذا قام القائم هدم المسجد الحرام حتى يرده إلى أساسه وحوّل المقام إلى الموضع الذي كان فيه وقطع أيدي بني شيبة وعلقها على باب الكعبة وكتب عليها هؤلاء سراق الكعبة)” بحار الأنوار ، 52/338

( Mehdi geldiği zaman, Ali’nin (radiyallahu anhu) siyreti üzere hareket etmeyecek ve çok insan öldürecektir." (el-Ğaybe:s.232) Kudüs, Şia’nın Mescid-i Aksa’ya düşmanlığına rağmen, Bütün yeryüzü Müslümanlarını aldatmak için kullandığı en büyük “takiyye silahı”dır. Şia’nın amacı Haremeyn’i yıkmak ve Ma’sum imamların düşmanlarından buraları temizlemektir. Irak’ı (en büyük şeytanın yardımıyla ellerine geçirdikten sonra) İran ve Irak Şia’sının şimdi tek gayesi, Lübnan ve Suriye’yi Şiileştirmenin önündeki en büyük engel olan kafir Nasibilerin Vehhabilerin ve kafir Sünnilerin Suriye topraklarında son ferdine kadar öldürülmesi ve yok edilmesi savaşını kazanmaktır.

İran bütün ümmeti karşısına, kâfir Rusları ve kâfir Çinlileri de arkasına alarak -güya- Amerika’yı arkalarına alan nasıbiler ve Masum İmam 12. İmam, Mehdi’nin düşmanlarıyla savaşıyor. İran ve Şia bize hangi sebeple kin ve düşmanlık besliyor, lütfen onların kaynaklarına inin ve bunu bir inceleyin.

Türkiye’nin akılları körelmiş ve basiretleri kütleşmiş olan sahte İslamcıları ve devrim mağrurlarının dediklerine bakarsanız her şey güllük gülüstanlık, aramızda cüz’i bazı ihtilaflardan başka hiç bir ihtilaf yokmuş..!? Buna kargalar bile güler.Bu sözleri sarf edenler; ya birer Şiî davetçisi ve fitnecisidirler ya da cahil aldanmış ve nefsinin arzularına boyun eğmiş mağrurlar.

İran, Suriye’de bizimle bir akide savaşı veriyor. Onun asıl amacı ne ABD ile savaşmaktır ve ne de İsrail ile savaşmaktır. Ama bu gidişle batının siyasi haritasına itiraz ettiği için savaşın çıkacağını söylemek hiç de uzak ve yanlış bir tahmin olmaz.

Kudüs, İran’ın “takiyye libaslı “Kızıl Elması”dır. Kudüs olmadan Mekke ve Medine’nin el geçirilmeyeceği hesabını İran çok iyi bilmektedir İran, kendisini Müslümanların mukaderatı üzerinde “Ğaib İmam”ın naibi görerek bizleri icmalen ve topyekün kafir ve mürted ilan ederek Suriye’de kardeşlerimizin istiklaline karşı ölümüne ve tarih sahnesine veda etme pahasına da olsa savaşmakta. Artık kâfirlerin ve İslam düşmanlarının bile Suriye’deki katliamlarda asla merhamet ve insanlık eseri olmayan vahşilerin ve korkunç bir kinle dolmuş olan canavarların halkını katlettiğini bilmekteler.

Bu savaşın kırk yıldan fazladır islam’la olduğunu İran görmedi mi, bilmedi bilmiyor mu farkında değil mi? İran bütün olanların farkında ve olanların en büyük askeri ve lojistik desteğini de Rusya ile birlikte kendisi vermekte. Yemen’den Irak’tan İran’dan ve Hizbullah’tan militanların bu savaşla katılması; kesinlikle Mehdi akidesi gereğince olmaktadır. Son günlerde ölü sayısının “üç yüz” sınırlarına dayanması, İran’ın bilfiil olarak burada savaştığını göstermektedir.

Dağılmak üzere olan zalim bir rejimin ve derin yara almış biri iktidarı destekleyerek ve Müslümanları Allah’tan korkmadan terörist ilan ederek ABD’nin saflarında yer alan İran ve Şiiler, bununla Ümmetin vahdetini değil, Ümmetin ölümüne oynuyorlar. Zira onlar göre Ğaib İmam’a iman etmeyen zaten kafir ve mürtedir kafirlere ve mürtedlere karşı da Nusayrilerin yanında savaşmaya İran’ın Ahmedi Necad’ın ve Hameneî’nin liderliğindeki rejiminin ne yazık ki cinnet senaryosunun temelini oluşturmaktadır.

(Ğaib İmamı kabul etmeyenlerin tekfiri ve kanlarının helal olduğuna dair Bkz: Ebu’l-KÂsım el-Hûî, Misbahu’l-Fekaha:c.1,s.323, Ali el-Meylanî, el-İmametu fî Ehemmi’l-Kutub el-Kelamiyye:s. 279, et-Tusî, Tehzibu’l-Ahkam.c.4,s.122, Yusuf el-Bahranî, eş-Şihabu’s-Sakib fî Beyani Ma’na en-Nâsıb.s.257, hatta Ali el-Korani Asru’z-Zuhur adlı kitabında (s.26) Mehdi gelince, cennetten insanların yeryüzüne ineceğini yazmaktadır. Mehdi geldiği zaman o kadar insan öldürür ki, buna önce Kureyş kabilesinden başlar. Onun bu kadar katliam yaptığını görenler; derler ki: "Eğer bu Âli Rasul’den olsaydı bu kadar insanı öldürmez onlara merhamet ederdi" diyeceklerdir.

( Bkz. en-Nu’manî, Muhammed Bakır el-Meclisî ’den rivayetle; s.233, et-Tusi ise el-Ğaybe (s.233) adlı kitabında onun “yeni bir kitapla -Kur’an dışında demek istiyor- Arapları çok şiddetli bir katliamdan geçirir, kimseye tevbe etme hakkı tanımaz. عن أبي عبدالله قال : ما بقي بيننا وبين العرب إلا الذبح …. ( الأنوار العمانية 52/ 349 ( “Ebu Abdillah’tan Bizimle Araplar arasında ‘zebh’ten [gırtlakları kesmekten] başka bir şey kalmamıştır” (el-Envâr en-Nu’maniyye:c.52,s.349) Zira onlardan hiç birisi el-Kaîm ile birlikte huruc etmeyeceklermiş (Biharu’l-Envâr:52,s.135), el-Meclisî Cafer es-Sadık’tan yaptığı bir rivayette Onun Kureşlileri 500’er, 500’er, 500’er kişi idam edeceğini ve bunu altı kez tekrarlayacağını söyler (el-Ğaybe:s.233 ) el-Kaim yani Mehdi diyeceki ki: Benimle Araplar arasında ancak zehb- kelle kesmek vardır." Rivayeti yapan Ebu Cafer gırtlağını işaret etti.”(en-Nu’manî, Ğaybe:s.236, Biharu’l-Envâr:52,s.349,yüne bkz. Biharu’l-Envâr:52,s.345’de Mehdi’nin insanları boğazlarından keseceğini söylüyor.. Mehdi’nin adını kafir olandan başkası açıklamaz: el-Envar en-Nu’maniyye:c.2,s.53)

عن أبي عبد الله - جعفر الصادق - أنه قال: «صاحب هذا الأمر رجل لا يسميه باسمه إلا كافر..»

Bkz.Mehdi’nin ismini açıklayan “mel’un”dur. (Biharu’l-Envâr:c.51,s.33) مهدي الشيعة لا يحل ذكر اسمه ومن سماه ملعون (بحار الأنوار 51/33

( Bu da yetmiyormuş gibi Mehdi geldiğinde Yahudilerin Şeriatı ile Müslümanlar üzerinde yönetim kuracak: Mehdi bütün insanlardan önce yaratılmıştır: (Biharu’l-Envar:c.51,s.144) :

مهدي خلق قبل خلق الخلق (بحار الأنوار 51/144( روى الكليني في كتاب الحجة من الأصول في الكافي - الجزء الأول ص 397,398 - ما يلي : علي بن إبراهيم عن أبيه عن ابن أبي عمير عن منصور عن فضل الأعور عن أبي عبيد الحذَاء قال : كنا زمان جعفر عليه السلام حين قبض نتردد كالغنم لا راعي لها، فلقينا سالم بن أبي حفصة فقال لي : يا أبا عبيدة من إمامك ؟ فقلت : أئمتي آل محمد، فقال : هلكت وأهلكت أما سمعتُ أنا وأنت أبا جعفر عليه السلام يقول : من مات وليس له إمام مات ميتة جاهلية ؟ فقلت : بلى لعمري ، ولقد كان قبل ذلك بثلاث أو نحوها لدخلت على أبي عبد الله عليه السَلام فرزق اللهُ المعرفة ، فقلت لأبي عبد الله عليه السَلام : إن سالما قال لي كذاوكذا، قال : يا أيا عبيدة إنَه لا يموت هنا ميت حتى يخلف من بعده من يعمل بمثل عمله ويسير بسيرته ويدعو إلى ما دعا إليه ، يا أبا عبيدة إنَه لم يمنع ما أعطي داود أن أعطي سليمان . ثم قال يا أبا عبيدة إذا قام قائم آل محمد عليه السلام حكم بحكم داود وسليمان ولا يُسأل بيننة.

Yine bakınız: Mehdi gelince Davud’un hükmü ile hükmedecekmiş..!?

اًحمد بن مهران رحمه الله عن محمَد بن علىَ عن ابن محبوب عن هشام ين سالم عن عمَار السَاباطي قال قلت لأبي عبد الله عليه السلام : ما منزلة الأئمَة ؟ قال"كمنزلة ذي القرنين وكمنزلة يوشع وكمنزلة آصف صاحب سليمان." قلت : فبما تحكمون ؟ قال : " بحكم الله وآل داود وحكم محمَد صلى الله عليه وسلم ولتلقَانا به روح القُدُس”. الأصول في الكافي للكليني الجزء الأول ص397-398.

(el-Kuleynî, el-Usul fî’l-Kafî:c1,s.397,398) Yine bkz.

يحكم بشريعة آل داود ، وبقرآن جديد ليس هو الذي بين أيدينا ، ولو سأل سائل فأين شريعة آل داود لوجد الإجابة ولا شك أنه التلمود ، ولذلك يبايع الناس على كتاب جديد ففي كتاب الغيبة للنعماني عن أبي جعفر أنه قال : فوالله لكأني أنظر إليه بين الركن والمقام يبايع الناس بأمر جديد شديد ، وكتاب جديد ، وسلطان جديد من السماء . ) الغيبة للنعماني ص107(

Bkz. (el-Envâr en-Nu’maniyye: c.2,s.85) İran rejimi içindeki Mehdililik ve Mehdi’ye ortam hazırlamak için dökülmesi gereken kana ve savaş üzerine çok ciddi bir huzursuzluğun yaşandığını izleyenler bilir.

Suriye’de bu kadar insanın ve özellikle çocukların ve imamların gırtlarından kesilerek öldürülmeleri kesinlikle Mehdi’nin amellerini takliden yapılmaktadır. Nusayriler İran rejiminden destek almak için Şiî rivayetlerde Mehdi’nin yapacağı katliamlara ki Mehdi en çok Ehl-i Sünnet’ten Müslümanları öldürecek hatta Ebu Bekr’i, Ömer’i Aişe’yi

يقيم الحد على أم المؤمنين عائشة : عن أبي جعفر قال : أما لو قام قائمنا ، وردت إليه الحميراء حتى يجلدها الحد وحتى ينتقم لابنة محمد فاطمة . ( بحار الأنوار 52 /314

ve Osman’ı diriltip öldürecektir. Böylece Huseyn’in intikamını almış olacaktır. (Biharu’l-Envâr:c.52,s.314) Suriye’deki katliamlara İran’ın neden arka çıktığını sadece iki ülke arasında ki anlaşmalara ve Direniş hattının savunması adına tevil etmeye çalışanlar gerçekten İslam düşmanı ABD üzerinde katliamlarını meşrulaştırmaya ve Mehdilik akidesini gözlerimizden saklamaya çalışıyorlar. Sebebi de Türkiye Müslümanlarının, Müslümanlar arasında Şia’nın ne demek olduğu konusunda yeryüzünün en bilgisiz toplumu olması sebebiyledir.

Mehdilik savaşları başlamıştır ve İran bu gidişle korkunç kanların akmasına sebep olacaktır. Fakat tilki siyaseti ve zekâsı bu gerçeğini görmemize engel olamayacaktır. İsrail ve ABD olmasa İran’ın Müslümanlar üzerinde hiçbir siyasi ve dini etkinliği olmayacaktır. İsrail ve ABD sopası, İran’ın elinde sihirli bir takiyye sopası olarak galiba bir müddet daha rolünü oynayacaktır.

Arap ülkeleri ve rejimleri daha önce de dediğimiz gibi, hiyanet ve zulmün sembolü olan ülkelerdir. Ancak onların zalim olması bizim akidemizin ve dinimizin zulüm dini ve akidesi olduğunu göstermez. Kendilerini de Arap sayan Nusayrilerin zulmüne karşı başkaldıran kardeşlerimizi İran, zulmen ABD’nin saflarına itmeye ve onları ABD’nin ve İsrail’in uşakları ve terörist ilan ederek düşmanlığını gizliyor, kinini ve intikam savaşlarını böylece meşrulaştırıyor.

Eğer Arap rejimleri zulüm rejimleri ve diktatörlükler ise işte Arap Müslümanlar da bu zulme ve diktatörlüklere baş kaldırıyor, izzetini ve şerefini kurtarmak için yüzbinlerin kanına mal olsa da bir istiklal mücadelesi veriyor. İran, bu izzet ve şeref cihadında Müslümanların karşısında yer alıyor ve kendi uydurduğu tarihi ve stratejik yalanı bizim de akide olarak benimsememizi istiyor. İran, bir gün bunların kadere hesabını verecektir. İran’daki bir iç savaşta, bugün Suriye’de savaşan Müslümanların ve İran’ın yardımıyla kanları dökülen insanların yarın İran içinde savaşacaklarını da akıldan uzak tutmamalıdır.

Belki gün gelecek samimi Şiî olduğunu söyleyenlerin yanında bugün Afganistan’da ve Keşmir’de savaşan Müslümanlar da savaşa katılacaklar ve İran’ın despot Mehdilik diktatörlüğünü yıkacaklardır. İran farkında olmadan savaşı kendi topraklarına taşıyor bu zulüm asla devam etmeyecek ve İran, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Müslümanlarına karşı Lübnan’da ve Suriye’de verdiği savaşı, Irak’ta ABD’sinin desteğiyle kazandığı gibi kazanamayacaktır.

Sözümün hülasası demek istiyorum ki; Sahte Mehdi’nin savaşçıları ve Deccal’in öncüleri şu anda bizimle kıyamet savaşlarının ikincisini başlatmış durumdalar.

Suriye’de, Mehdi adına katlediliyoruz ve Mehdi adına Nusayriler İran ve Hizbullah’ın desteğinde kardeşlerimizin gırtlaklarını hançerlerle kesiyorlar ve bu Cihad beldesini kana bulayarak tarihi intikamlarını alıyorlar. Suriye’de Mehdi savaşıyor ve Mehdi bizi katlediyor ve kadınlarla çocuklarımızın boğazlarını onun vekilleri kesiyorlar. Yahudiler Colan’da ve Filistin’de her gün Müslümanların kanı akıtılırken ve İsrail Müslümanların topraklarını işgal ederken, Direniş Cephesinde ne yazık ki Filistinlilerin adı yok, ama Nusayri küfr milleti ve onların kardeşi Hizbullah bulunuyor. Peki, bu güne kadar kimin kanı üzerinde ticaret yapıyorduk? İran Gazze için savaş niçin göze almadı. Nasıl olsa Arap değiller miydi, kahrolsunlardı, Mehdi geldiğinde onlarla savaşmayacak mıydı? Şiî’nin kanını, Araplar için akıtmak acaba ne kadar doğruydu? Böyle bir yalan da bu zaman da söylenir miydi? Yalansa kavmin kitaplarından naklettim bunları yazmadıklarımız daha çok. Suriye Ordusu 600 kg’lık renkli bombalar kullanıyor bu bombaları Rusya ve İran vermektedir.



Mehmet Emin Akın







İslamda aile hukuku, eşler arası anlaşmazlıklara çözüm önerileri
İslam'da aile hayatı
Teyemmüm, hayız ve nifas la ilgili fıkhi hükümler.
Hayız ve Nifas
Hanım Sahabeler
Hanım Sahabeler
Hayatus Sahabe
Hayatus Sahabe
Öğüt alan var mı?
Öğüt alan var mı?
Peygamberimizin Mucizeleri
(s.a.v.)'in Mucizeleri
Peygamberimizin Mucizeleri
Esma'ul Hüsna
Kabe'den Canlı Yayın
Kabe'den Canlı
Canlı Radyo Dinle
Online Radyo Dinle
Kendimi Tanıyorum
Kendimi Tanıyorum
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=